aslinda yazmak istediklerime cok da ilintili olmayan bi baslik oldu guzel laftir,ortaokuldaki tarih hocasi yapicagi sinav oncesi tahtaya bunu yazar ve sinavda gozetmenlik yapmaksizin verdigi gaza guvenerek sinifa zille beraber donerdi,sonuc;tabiki sinif ortalamasi yuze yakindi
benim konum su,akli evvel degil akli selim biriyseniz kendinizdeki arti/eksileri biliyorsunuz demektir,bu durumda tabiki kendimden yola cikicam;yaptigim sey bunyemde varolan kazmaliklari ya hatalarimla sevaplarimla ben benim yaptiklarimdan pisman olmam diktesinden cikip zor olani yaparak otuz yillik beni degistirmeye,daha dogrusu revize etmeye ya da guncellemeye calismak
Bu kazmaliklarimi bazen kendim lesfederim bazen aci bi sekilde yakin cevremin yuzume carpisiyla,ikinci yolla farkina variyosam cozumu daha tez oluyor,+30 yas samadhisi yasamayi tercih ediyorum yas haddimi umursamadan
Bi de kazin diger ayagi var,yakin cevrenizdeki insanlarda gordunuz yanlislar ve bunu duzeltme istegi,mademki yakin cevre ve potansiyel olarak omru billah gorusme potansiyeliniz var,rahatsiz oldugunuz degiskenini degistirmek adina yazili-sozlu-hareketli-planli eyleme gecersiniz,calisir veya calismaz
Benimkin de calismiyor,kullandigim method karsina alip acik-acik,cat-cat soylem ama ilk basta olur alsada hak verilsede cumle icindeki kullanimdan hayat icinde kullanima gecilemiyor
Kendin degisebilirsin ama cevrendekiler asla !
Artik inandigim ogreti bu,ogreten en yakin ve en uzak herkese selam
6 Aralık 2011 Salı
27 Kasım 2011 Pazar
teşbihte de hata olur
zaten teşbihte hata olmamasını beklemek imkansız,benim de megafantastik çalışan beynim olur olmaz teşbihler çıkartır ortaya
ekimden beri yazmamışım ısınmaya çalışıyorum millet,tabiki yokluğum farkedilmemiştir, resmi rakamlara göre yazıyla bir rakamla 1 resmi olmayan rakamlara göre bi avuç takipçim harici,eşe dosta yazmak da guzel zaten şikayetim yok ama teşbihim var
konuya hayvanlara dayandırılan,bence hatalı teşbihlerden başlarsak;atadan kalma ögrenme metodumuz olan "anlamak için cümle içinde kullanalım" da katarak;
-kedi gibi uysal bi kızım
baaaak
al sana teşbihte hata,belki iyi niyetle sokaktaki cöp tenekesi cevresi müdavimi kedileri kastetmiş olabilir ama panter ya da jaguar da birer kedidir,saatte 90 km yapıp gunde 3 kilo et yiyerek uysal olunmaz,geçiniz
-olum gecen gun bi kebapçı keşfettik,mezeleri filan harikaydı öküz gibi yedik
baaak
ok haddinden fazla yemiş olabilirsin genç adam ama yedigin şey ot degil et,öküz degilsin o kadar,sen ne 800 kilosun,ne de bunu döndürücek 45 kilo otu yiyosun bi oturuşta,günlük 30 kilo tezek bırakıyosun kısmına zaten girmicem evdekilere yazık mademki cok yiyen bi hayvana benzeyeceksin ve etobursun,o zaman tavsiyem hakkını veriyosan "spinosaurus kadar yedim olm" de,kendisi gelmiş geçmiş en büyük liderdir sınıfında nur içinde yatsın
-ayı gibi adamsın ince olsana biraz
baaaak
tamam belki bu görsel biraz duygu sömürüsü oldu ama yaşam alanlarına mudahele olmadıkca onların da "ayı" gibi olmıcaklarına eminim,amma velakin kendi dogal yasam alanı olan sehir hayatı icinde "ayı" gibi olanlarla ilgili bi cözüm yok,aslında var ama yazmak icin fazla antihumanist
-olm ne yagmurdu ya sıçan gibi ıslandım
baaaak
sıçanlar alınmasın görselliklerindeki estetik noksanlıgı sebebiyle koymuyorum foto velakin bu teşbihi de çürütelim,eğer kanalizasyon kanalına girip sürünmek ya da evdeki klozete kafanızı sokmak suretiyle ıslanmadıysanız,"sıçan gibi ıslanmamısınızdır" yani yagmurda ıslanmakla çiş*bok suyunda ıslanmayı bir tutmamak gerek
hayvanlara dair yapılan tesbih hatalarında(bence) daha örnekler cogaltılabilinir ancak daha elim olanı kendi aramızda gerçekleştirdimiz yersiz teşbihlerdir potperest ruhla
hayatımıza yeni giren kişileri ısrarla -baskın anılara sahip oldumuz,gecmişte hayatımızda varolmus ama bugun inaktif durumda olan kişilere benzetiriz,uysa da uymasa da benzetiriz,kalıplasmıslıktan kurtulmak zordur önyargı olusumunun temel surecidir
karşımızdaki kişi bunu haketmese de beynimiz oyunlar oynamaya cok heveslidir benzetme konusunda,ve benzetilen kişi benzetilmekten usanıp da sizi terkederse -ah işte ben demiştim hepsi aynı - diyebilirsiniz ki bu sizin dangalıklıgınızdır
önyargılarımı minimumda tutmaya çalısıyorum ben de,yukarıdaki dalda pek bi sıkıntım yok ama baska turlu benim de yanılgıya dustugum olmustur cok kez,dikkat etmem sayesinde her yıl bu rakam azalıyor ama her zaman da olucak
yazının tamamında size tesbih hatalarıyla ilgili ne anlatmaya çalıştığım konusunda cok net bi tablo cizemedigimi dusunuyorum umarım kıyısından kösesinden yakalamısınızdır her zaman ki kinayeli yüzeysel yazımın anlamsız maksadını
önümüzdeki günlerde arayı kapatıcam
ekimden beri yazmamışım ısınmaya çalışıyorum millet,tabiki yokluğum farkedilmemiştir, resmi rakamlara göre yazıyla bir rakamla 1 resmi olmayan rakamlara göre bi avuç takipçim harici,eşe dosta yazmak da guzel zaten şikayetim yok ama teşbihim var
konuya hayvanlara dayandırılan,bence hatalı teşbihlerden başlarsak;atadan kalma ögrenme metodumuz olan "anlamak için cümle içinde kullanalım" da katarak;
-kedi gibi uysal bi kızım
baaaak
al sana teşbihte hata,belki iyi niyetle sokaktaki cöp tenekesi cevresi müdavimi kedileri kastetmiş olabilir ama panter ya da jaguar da birer kedidir,saatte 90 km yapıp gunde 3 kilo et yiyerek uysal olunmaz,geçiniz
-olum gecen gun bi kebapçı keşfettik,mezeleri filan harikaydı öküz gibi yedik
baaak
ok haddinden fazla yemiş olabilirsin genç adam ama yedigin şey ot degil et,öküz degilsin o kadar,sen ne 800 kilosun,ne de bunu döndürücek 45 kilo otu yiyosun bi oturuşta,günlük 30 kilo tezek bırakıyosun kısmına zaten girmicem evdekilere yazık mademki cok yiyen bi hayvana benzeyeceksin ve etobursun,o zaman tavsiyem hakkını veriyosan "spinosaurus kadar yedim olm" de,kendisi gelmiş geçmiş en büyük liderdir sınıfında nur içinde yatsın
-ayı gibi adamsın ince olsana biraz
baaaak
tamam belki bu görsel biraz duygu sömürüsü oldu ama yaşam alanlarına mudahele olmadıkca onların da "ayı" gibi olmıcaklarına eminim,amma velakin kendi dogal yasam alanı olan sehir hayatı icinde "ayı" gibi olanlarla ilgili bi cözüm yok,aslında var ama yazmak icin fazla antihumanist
-olm ne yagmurdu ya sıçan gibi ıslandım
baaaak
sıçanlar alınmasın görselliklerindeki estetik noksanlıgı sebebiyle koymuyorum foto velakin bu teşbihi de çürütelim,eğer kanalizasyon kanalına girip sürünmek ya da evdeki klozete kafanızı sokmak suretiyle ıslanmadıysanız,"sıçan gibi ıslanmamısınızdır" yani yagmurda ıslanmakla çiş*bok suyunda ıslanmayı bir tutmamak gerek
hayvanlara dair yapılan tesbih hatalarında(bence) daha örnekler cogaltılabilinir ancak daha elim olanı kendi aramızda gerçekleştirdimiz yersiz teşbihlerdir potperest ruhla
hayatımıza yeni giren kişileri ısrarla -baskın anılara sahip oldumuz,gecmişte hayatımızda varolmus ama bugun inaktif durumda olan kişilere benzetiriz,uysa da uymasa da benzetiriz,kalıplasmıslıktan kurtulmak zordur önyargı olusumunun temel surecidir
karşımızdaki kişi bunu haketmese de beynimiz oyunlar oynamaya cok heveslidir benzetme konusunda,ve benzetilen kişi benzetilmekten usanıp da sizi terkederse -ah işte ben demiştim hepsi aynı - diyebilirsiniz ki bu sizin dangalıklıgınızdır
önyargılarımı minimumda tutmaya çalısıyorum ben de,yukarıdaki dalda pek bi sıkıntım yok ama baska turlu benim de yanılgıya dustugum olmustur cok kez,dikkat etmem sayesinde her yıl bu rakam azalıyor ama her zaman da olucak
yazının tamamında size tesbih hatalarıyla ilgili ne anlatmaya çalıştığım konusunda cok net bi tablo cizemedigimi dusunuyorum umarım kıyısından kösesinden yakalamısınızdır her zaman ki kinayeli yüzeysel yazımın anlamsız maksadını
önümüzdeki günlerde arayı kapatıcam
27 Eylül 2011 Salı
toplama cuma manileri
her ofis insanının yasadıgı evrensel cuma coskusunun elime ve dilime mani olarak yansımıs bi kac mısrasını toparlayıp best of yaptım ama sizden mest of olmanızı beklemiyorum zira okurken ben de zorum neydi dedim;
günlerden cuma
hüzün düşmez ofis odama
sanki çalışıyor karma
bulursam yerim öğlen yaprak sarma
jedim ezelden
kılıcım lazerden
cuma gelsin tezelden
cumanın gelişi perşembeden
öperim güzeli ürkütmeden
hava bozmasın moralini gri ötesi
şükretki bugün değil ptesi
cuma olur haz gelir
kış gider yaz gelir
dolsun bardaklar redbull-votka
cuma sana hmmm feda
cuma gelirse olur hoşluk
ptesi olursa gelir boşluk
geldi güz yaşar gürbüz
daha eve gidicem nerde benim yolluk
günlerden cuma
hüzün düşmez ofis odama
sanki çalışıyor karma
bulursam yerim öğlen yaprak sarma
jedim ezelden
kılıcım lazerden
cuma gelsin tezelden
cumanın gelişi perşembeden
öperim güzeli ürkütmeden
hava bozmasın moralini gri ötesi
şükretki bugün değil ptesi
cuma olur haz gelir
kış gider yaz gelir
dolsun bardaklar redbull-votka
cuma sana hmmm feda
cuma gelirse olur hoşluk
ptesi olursa gelir boşluk
geldi güz yaşar gürbüz
daha eve gidicem nerde benim yolluk
25 Eylül 2011 Pazar
kazık çakamayanlar
son gunlerdeki kesfim olan bi hanımefendi var dinlenebiletisi yuksek,buğulu ve etkileyci bi sese sahip olan;agnes obel, onu dinlerken yazıyorum su an modum da mumkun mertebe yerlerde,dogasıyla karanlık,karamsar,pazar aksamının antipatikligine yarasır bi yazı cıkıcak
beklenen ortalama yasam suresi,giderek sogumakta oldugum yalnız ve guzel ulkemde 73,6 ymış,tabi bu ortalamayı yukarı ceken kadınların ortalaması,onlar daha uzun yasıyolar,yani mevzu bahis diger tarafa yolculuksa,önce kadınlar ve cocuklar söz konusu degil
burada kadınlar tabi daha uzun yasar dırdırı yiyen tarafın direkt gitme istegi artar omru kısalır geyigi yapmadan size bi kac rakam vericem,en uzun kazık cakanlar ulkesi andorra 83.3 ortalamayla,bu konuda yorumumu zaten yukarıdaki görseli koyarak yaptım sadece bilmek isteyen için söliyim andorra,fransa ile ispanya arasında kalan diger bi deyişle iber yarımadası avrupanın kafasıysa avrupanın bogazının dugumlendigi noktadaki kucuk ve sadece turizmle gecinen bir ulke andorra
diger taraftan yavas hareket ederek kendilerini yıpratmayan ve surekli sıratarak omur uzatan sinsi japonların da tabiki omur süreleri 80 in ustunde,ancak bu rakam biraz asagı inebilir fuck-ishima felaketinden sonra
neyse aslında yazıma milletin ne kadar yasadıgından ya da nedeninden bahsetmek icin girmemiştim sadece kendimdeki karmaşadan yola cıkarak bişiler karalamak istemiştim,yani soru şu ki nasıl olur da hayatının bi kesiti icin ya guzel gidiyor ya da ya kotu gidiyo be abi diyemezsin,benim bu soruya cevabım su anda sadece gidiyor olucak,cunku iki alternatif için de nedenlerim var ve bu sadece bende karmasa ve huzursuzluk yaratıyor
iş acısından guzel giden ask acısından uzak giden dostlar acısından bok gibi giden hayat trendimin bu kesiti bana sunu farkettirdiki hep guzel ya da kotu gunler yok,bazen araf trendi de var,zaten hayatın karmasıklıgı konusunda tavsiye verebilecek en son tiplerden oldugum icin konunun devamında benden tavsiye duymayacaksınız,sadece gözlem ve tahminlerimle ahkam kesmek üzere tasarlanmısım
bence genel olarak sorunumuz su;giderek artan oranda egoistlesiyoruz,gercek paylasım giderek azalıyor,yani herkes samimi ama bu samimiyet karsılıklı dialog surdugu surece var,ıhtıyac anında herkes kendi kabuguna cekiliyor,ya da biri bişi isticek/beklicek diye ödler kopuyor,işin yanıltıcı noktası da su ki yukarı da söyledigim gibi iyi anlarda herkes sizinle samimi,sanıyosunuz ki hep öyle gidicek,ama o gunesli gunlerin bitcegi yer de belli
yalnızlık edebiyatı uzerine en cok yapılmıs konulardan oldugu icin ne yazılsa artık ucuz ya da hafif kacıcak ama gercekten gun gectikce anlıyorum ki gercekten yalnızız,yani hayatınızda gercekten varolcak aile dısı 5 kişiniz varsa ,ama her durumdan soz ediyorum,baya sanslısınız sizin beklenen omur ortalamanız da muhtemelen yuksek olur
sanırım ben de su farkındalıga erdigime göre artık insanlardan cok sey beklememe ve buldugumla yetinme evresine gecebilmeliyim,benim dogrularım herkesin dogruları olmayabilir,olmuyor da,bunun icin konusmanın ya da sitemin de işlemedigini söyleyebilirim sizlere rahatca,durumu kabullen,zevk almak kacınılmazsa tecavuze bak,kontrası her zmana sevmişimdir
sonuc kısmında sunu demek isterimki bu andoralılar bu kadar uzun yasıyolarsa bu sadece karlı daglar ve guzel kanyonlarla acıklanamaz,onlardan burada da var,belki daha saglam dostluklar ve daha yakın ilişkiler vardır hatta yasaya girmiştir yapmayanı meydanda deşifre edip ayıplıyolardır belki,neyse ben bu coğragyadan gerçekten sıkıldım gidip Naboo'ya yerleşicem.
beklenen ortalama yasam suresi,giderek sogumakta oldugum yalnız ve guzel ulkemde 73,6 ymış,tabi bu ortalamayı yukarı ceken kadınların ortalaması,onlar daha uzun yasıyolar,yani mevzu bahis diger tarafa yolculuksa,önce kadınlar ve cocuklar söz konusu degil
burada kadınlar tabi daha uzun yasar dırdırı yiyen tarafın direkt gitme istegi artar omru kısalır geyigi yapmadan size bi kac rakam vericem,en uzun kazık cakanlar ulkesi andorra 83.3 ortalamayla,bu konuda yorumumu zaten yukarıdaki görseli koyarak yaptım sadece bilmek isteyen için söliyim andorra,fransa ile ispanya arasında kalan diger bi deyişle iber yarımadası avrupanın kafasıysa avrupanın bogazının dugumlendigi noktadaki kucuk ve sadece turizmle gecinen bir ulke andorra
diger taraftan yavas hareket ederek kendilerini yıpratmayan ve surekli sıratarak omur uzatan sinsi japonların da tabiki omur süreleri 80 in ustunde,ancak bu rakam biraz asagı inebilir fuck-ishima felaketinden sonra
neyse aslında yazıma milletin ne kadar yasadıgından ya da nedeninden bahsetmek icin girmemiştim sadece kendimdeki karmaşadan yola cıkarak bişiler karalamak istemiştim,yani soru şu ki nasıl olur da hayatının bi kesiti icin ya guzel gidiyor ya da ya kotu gidiyo be abi diyemezsin,benim bu soruya cevabım su anda sadece gidiyor olucak,cunku iki alternatif için de nedenlerim var ve bu sadece bende karmasa ve huzursuzluk yaratıyor
iş acısından guzel giden ask acısından uzak giden dostlar acısından bok gibi giden hayat trendimin bu kesiti bana sunu farkettirdiki hep guzel ya da kotu gunler yok,bazen araf trendi de var,zaten hayatın karmasıklıgı konusunda tavsiye verebilecek en son tiplerden oldugum icin konunun devamında benden tavsiye duymayacaksınız,sadece gözlem ve tahminlerimle ahkam kesmek üzere tasarlanmısım
bence genel olarak sorunumuz su;giderek artan oranda egoistlesiyoruz,gercek paylasım giderek azalıyor,yani herkes samimi ama bu samimiyet karsılıklı dialog surdugu surece var,ıhtıyac anında herkes kendi kabuguna cekiliyor,ya da biri bişi isticek/beklicek diye ödler kopuyor,işin yanıltıcı noktası da su ki yukarı da söyledigim gibi iyi anlarda herkes sizinle samimi,sanıyosunuz ki hep öyle gidicek,ama o gunesli gunlerin bitcegi yer de belli
yalnızlık edebiyatı uzerine en cok yapılmıs konulardan oldugu icin ne yazılsa artık ucuz ya da hafif kacıcak ama gercekten gun gectikce anlıyorum ki gercekten yalnızız,yani hayatınızda gercekten varolcak aile dısı 5 kişiniz varsa ,ama her durumdan soz ediyorum,baya sanslısınız sizin beklenen omur ortalamanız da muhtemelen yuksek olur
sanırım ben de su farkındalıga erdigime göre artık insanlardan cok sey beklememe ve buldugumla yetinme evresine gecebilmeliyim,benim dogrularım herkesin dogruları olmayabilir,olmuyor da,bunun icin konusmanın ya da sitemin de işlemedigini söyleyebilirim sizlere rahatca,durumu kabullen,zevk almak kacınılmazsa tecavuze bak,kontrası her zmana sevmişimdir
sonuc kısmında sunu demek isterimki bu andoralılar bu kadar uzun yasıyolarsa bu sadece karlı daglar ve guzel kanyonlarla acıklanamaz,onlardan burada da var,belki daha saglam dostluklar ve daha yakın ilişkiler vardır hatta yasaya girmiştir yapmayanı meydanda deşifre edip ayıplıyolardır belki,neyse ben bu coğragyadan gerçekten sıkıldım gidip Naboo'ya yerleşicem.
18 Eylül 2011 Pazar
pişmanlık
universite sınavında tercih yaparsın pişman olursun,çevrendeki bazılarına güvenirsin bikaçında pişman olursun, verilmesi gereken kararların ya da zamanında edilmesi gereken lafların vardır,vermez/etmez pişman olursun
ama benim şu an yaşadığım bunların çok dışında tesiri büyük dozajı yüksek bi pişmanlık,zaman zaman huysuz bi adam oldumu bile bile güvendiğim birine gereksiz boğulmalar yaşatmamın pişmanlıgı,hem cok acık hem cok ustu kapalı yazdım ki zaten ne yazıcagımı da bilmiyorum,bana bunları yazmaya ittiren şey de yaşadığım pişmanlık
kendisi şu an uykuda,yeni kurduğu dünyasında başka bir zor işgününe hazırlanıyor yine kendi gibi diyarını terkedip gelmiş farklı farklı milletlerden farklı farklı modlardaki insanlarla,umarım ki yeni gün onu,benim pişmanlığımı daha düşük dozaj hissetmemi saglıcak kadar pozitif karşılar,bu kadar önemsiyorken pişman olucagım bi hareket serisine girmem belki çok şey kaybettirdi belki hiçbişey ancak şunu biliyorum ki bu dönem filtrelendiginde iki taraf da birbirini anlıcak
blogumu günlük gibi kullanmamaya çalısıyorum daha genellemeler üzerinden gitmeye butun çabam ancak O varken kişiselleştirmemem mümkün degil
ama benim şu an yaşadığım bunların çok dışında tesiri büyük dozajı yüksek bi pişmanlık,zaman zaman huysuz bi adam oldumu bile bile güvendiğim birine gereksiz boğulmalar yaşatmamın pişmanlıgı,hem cok acık hem cok ustu kapalı yazdım ki zaten ne yazıcagımı da bilmiyorum,bana bunları yazmaya ittiren şey de yaşadığım pişmanlık
kendisi şu an uykuda,yeni kurduğu dünyasında başka bir zor işgününe hazırlanıyor yine kendi gibi diyarını terkedip gelmiş farklı farklı milletlerden farklı farklı modlardaki insanlarla,umarım ki yeni gün onu,benim pişmanlığımı daha düşük dozaj hissetmemi saglıcak kadar pozitif karşılar,bu kadar önemsiyorken pişman olucagım bi hareket serisine girmem belki çok şey kaybettirdi belki hiçbişey ancak şunu biliyorum ki bu dönem filtrelendiginde iki taraf da birbirini anlıcak
blogumu günlük gibi kullanmamaya çalısıyorum daha genellemeler üzerinden gitmeye butun çabam ancak O varken kişiselleştirmemem mümkün degil
17 Eylül 2011 Cumartesi
huzur huzur mudur
kaybettiğin zaman değeri anlaşılan tek şey sağlık değil,huzur da yokken varolan,varken yokolan soyut sürreal bi kavram
velakin soyut bi kavram olmasına rağmen hayatın içinde gayet aktif şekilde kendini hisettiriyor,yani huzurun olmadığı dönemlerimde yediğim mantıdan -ki insan gibi yemiyorum bulduğum zaman- bile her zamanki tadı alamamak,ya da en eski ve yanında en rahat ettigim dostlarımla toplasmada herzmanki keyifi alamamak,gsaray gol attığında yumruğumu göstericek iştahı bulamamak,ya da borsaya dair yaptığım bir öngörünün gerçekleşmesinin beni heyecanlandırmaması,aslında bunlar baya güncel örnekler,huzur yok saydıklarım yok
bizimde yakınlarımızda da bokların ve ölü küllerinin yüzdüğü ganj nehri yok ki girdi-çıktı yapıp huzura erelim
huzurun olmadığı ve bizi rahatsız eden şeylerin hayattan aldığımız keyfin önüne geçmeye çalıştığı dönemi atlatmaya dair tek bir çözüm var bence:"bişi yapmamak"
çünkü yazılımımız öle tasarlanmamış,başa gelince paşa paşa çekicez ve ya huzursuzluğu ortaya çıkaran durumlar ya da kişiler değişicek veya daha zor yol gerçekleşicek;kendinizi değiştiriceksiniz
31 yaşında bi adam olunca kendime dair ufak ve beğenmediğim detaylarıma müdahele edebilitem bile çok zorlaştı,yani giderek biçok açılardan sabitleşmeye başladğımı hissediyorum ve bununla mücadele ediyorum ama açıkcası maç 3-1 filan onun önderliğinde gidiyor açık yakalamam lazım
yine 31 yaşa dair bu sefer avantajlı bir durum var ki artık daha az konu başlığı beni huzursuzluğa sürükleyebilir,yıllar içinde gündemden düşen konular oldu ama işte azaldıkça konular da derinleşti bu da içine girdiğim zaman beni dibe çekmeye çalışan kraken etkisi yaratabiliyor
işte tam bu noktada planım şu; size önerdiğim gibi ben de başa gelen çekilir şeklinde melankolik modda günlerimi geçiriyorum,ama bu sefer ben de bunu yaratan sebepler ortadan kalkıp tekrar huzurlu ve hiçbişiyi takmaz istanbul çocugu modlarıma dönebildiğim zaman bu sefer daha cok kıymetini bilip bırakmamaya çalışıcam kendilerini
not:sanırım 3-5 yaşlarından sonrası yalan huzur açısından,ondan sonra şuur yerini bulup istedigin oyuncağı aldırabilme stresi,sonra ilkokulda ortaya çıkan hergun eve ödev getirme stresi,universite stresi,gelecek stresi, iş bulma stresi, eş bulma stresi, kredi bulma stresi, zam stresi, çocugun maması stresi ,orta yaş stresi, rahat emeklilik stresi aman boktan bi ölüm bulmasın beni stresi, ve hemen hemen butun bu dönemler boyunca sabit duran bi diger insanların benden beklentilerini karşılıyım stresi var egosantrik,işte bunlara bulaşmadığımız son yaş haddimiz 3 tür,tanrı da 3 yaş huzuru versin,dinimiz amin.
velakin soyut bi kavram olmasına rağmen hayatın içinde gayet aktif şekilde kendini hisettiriyor,yani huzurun olmadığı dönemlerimde yediğim mantıdan -ki insan gibi yemiyorum bulduğum zaman- bile her zamanki tadı alamamak,ya da en eski ve yanında en rahat ettigim dostlarımla toplasmada herzmanki keyifi alamamak,gsaray gol attığında yumruğumu göstericek iştahı bulamamak,ya da borsaya dair yaptığım bir öngörünün gerçekleşmesinin beni heyecanlandırmaması,aslında bunlar baya güncel örnekler,huzur yok saydıklarım yok
bizimde yakınlarımızda da bokların ve ölü küllerinin yüzdüğü ganj nehri yok ki girdi-çıktı yapıp huzura erelim
huzurun olmadığı ve bizi rahatsız eden şeylerin hayattan aldığımız keyfin önüne geçmeye çalıştığı dönemi atlatmaya dair tek bir çözüm var bence:"bişi yapmamak"
çünkü yazılımımız öle tasarlanmamış,başa gelince paşa paşa çekicez ve ya huzursuzluğu ortaya çıkaran durumlar ya da kişiler değişicek veya daha zor yol gerçekleşicek;kendinizi değiştiriceksiniz
31 yaşında bi adam olunca kendime dair ufak ve beğenmediğim detaylarıma müdahele edebilitem bile çok zorlaştı,yani giderek biçok açılardan sabitleşmeye başladğımı hissediyorum ve bununla mücadele ediyorum ama açıkcası maç 3-1 filan onun önderliğinde gidiyor açık yakalamam lazım
yine 31 yaşa dair bu sefer avantajlı bir durum var ki artık daha az konu başlığı beni huzursuzluğa sürükleyebilir,yıllar içinde gündemden düşen konular oldu ama işte azaldıkça konular da derinleşti bu da içine girdiğim zaman beni dibe çekmeye çalışan kraken etkisi yaratabiliyor
işte tam bu noktada planım şu; size önerdiğim gibi ben de başa gelen çekilir şeklinde melankolik modda günlerimi geçiriyorum,ama bu sefer ben de bunu yaratan sebepler ortadan kalkıp tekrar huzurlu ve hiçbişiyi takmaz istanbul çocugu modlarıma dönebildiğim zaman bu sefer daha cok kıymetini bilip bırakmamaya çalışıcam kendilerini
not:sanırım 3-5 yaşlarından sonrası yalan huzur açısından,ondan sonra şuur yerini bulup istedigin oyuncağı aldırabilme stresi,sonra ilkokulda ortaya çıkan hergun eve ödev getirme stresi,universite stresi,gelecek stresi, iş bulma stresi, eş bulma stresi, kredi bulma stresi, zam stresi, çocugun maması stresi ,orta yaş stresi, rahat emeklilik stresi aman boktan bi ölüm bulmasın beni stresi, ve hemen hemen butun bu dönemler boyunca sabit duran bi diger insanların benden beklentilerini karşılıyım stresi var egosantrik,işte bunlara bulaşmadığımız son yaş haddimiz 3 tür,tanrı da 3 yaş huzuru versin,dinimiz amin.
11 Eylül 2011 Pazar
ben, benden gayrı
uzmanı oldugum konu sayısı cok az ama her konuda söyleyecek bişeyleri olan bi adam olarak addettim kendimi, ahkam kesmeye uzak olduğum konular içinde 3 yıl öncesine kadar yaşamadığım, sadece görgü tanığı ve kulak misafiri olduğum aşk meşk mevzuları da var
hani 28 inize kadar başınızdan bi aşk hikayesi geçmediyse marcus anthonius-kleopatra kadar cografyaya hükmeden, frida-diego kadar dalgalı ya da 1. aydan sonra rutine bogulmaya mahkum ortalama turk ilişki standartlarında, hikayelerin de dışındaki adam olarak çok fikriniz olmuyor, sonra hep böyle gider heralde one night stand,one week,one month stand derken karşınıza ummadık anda biri çıkar bütün acemiliginizle sacmalarsınız kontrolu kaybedersiniz,o "cool"lugunuzdan eser kalmaz,sapken kurduğunuz büyük büyük cümleleri yersiniz ama güzel geçiyorsa ve güzel bitiyorsa o ilişki iyi bir başlangıçtır,karşınızdaki sizden daha tecrübeliyse ilişki yaşama konusunda talebe olarak da addebilirsiniz kendinizi,giden ilşkinin ardından mezun apoletiyle çıkarsınız,artık daha çok şey biliyorsunuz ve o güne kadar hep dinleyen tarafında oldugunuz hikayelerden sizin de cebinizde bulunmaktadır artık.
ondan sonrası yine hüsran olabilir,cünkü 28 yılı bıçkın yağız delikanlı olarak geçiren şahsiyet yaşadığı tek hikaye sayesinde bi anda sevgi kelebegi-ilişki arsızı-deniz börülcesi olmayabilir, velhasıl tecrübem der ki eger sosyal bi adamsanız bi kac yıllık boşluga ragmen hiç ummadık yerden yine çıkıp gelebilir bi şekilde ve adettendir bu yine en umulmadık en başka amaçların zihinde yer ettigi dönemde olabilir,hani bu mörfinin işi mi karmanın mı yoksa fheng shuinin mi bilmiyorum ama şurası kesin,domuz duygusallığındabi adamken elmayra gibi bi karaktere fütursuzca büründürürler adamı,işin daha ironik tarafı bundan rahatsız bile olmazsınız
gelinen noktada ki ruh halimi, yazılarımı uzun tutup sizi baymamaya çalıştığım için bu yazıya ayırdığım son bir iki paragrafa sıkıştırıp mundar etmek istemedigim için geçiştiriyorum,bi yazı dizisini hakeden kısmı başka bi vakit yazıcam sadece şu an içmekte olduğum bağbozumu-öküz gözü şarabıma yoğunlaşmak istiyorum.
not:kişisel anektodlarımı genelleme yaparak yazdım,ziyadesiyle saçma oldu,zaten kapımı çalan bi editör ya da yayınevi hatta takipçim yok o yüzden atış serbest.
hani 28 inize kadar başınızdan bi aşk hikayesi geçmediyse marcus anthonius-kleopatra kadar cografyaya hükmeden, frida-diego kadar dalgalı ya da 1. aydan sonra rutine bogulmaya mahkum ortalama turk ilişki standartlarında, hikayelerin de dışındaki adam olarak çok fikriniz olmuyor, sonra hep böyle gider heralde one night stand,one week,one month stand derken karşınıza ummadık anda biri çıkar bütün acemiliginizle sacmalarsınız kontrolu kaybedersiniz,o "cool"lugunuzdan eser kalmaz,sapken kurduğunuz büyük büyük cümleleri yersiniz ama güzel geçiyorsa ve güzel bitiyorsa o ilişki iyi bir başlangıçtır,karşınızdaki sizden daha tecrübeliyse ilişki yaşama konusunda talebe olarak da addebilirsiniz kendinizi,giden ilşkinin ardından mezun apoletiyle çıkarsınız,artık daha çok şey biliyorsunuz ve o güne kadar hep dinleyen tarafında oldugunuz hikayelerden sizin de cebinizde bulunmaktadır artık.
ondan sonrası yine hüsran olabilir,cünkü 28 yılı bıçkın yağız delikanlı olarak geçiren şahsiyet yaşadığı tek hikaye sayesinde bi anda sevgi kelebegi-ilişki arsızı-deniz börülcesi olmayabilir, velhasıl tecrübem der ki eger sosyal bi adamsanız bi kac yıllık boşluga ragmen hiç ummadık yerden yine çıkıp gelebilir bi şekilde ve adettendir bu yine en umulmadık en başka amaçların zihinde yer ettigi dönemde olabilir,hani bu mörfinin işi mi karmanın mı yoksa fheng shuinin mi bilmiyorum ama şurası kesin,domuz duygusallığındabi adamken elmayra gibi bi karaktere fütursuzca büründürürler adamı,işin daha ironik tarafı bundan rahatsız bile olmazsınız
gelinen noktada ki ruh halimi, yazılarımı uzun tutup sizi baymamaya çalıştığım için bu yazıya ayırdığım son bir iki paragrafa sıkıştırıp mundar etmek istemedigim için geçiştiriyorum,bi yazı dizisini hakeden kısmı başka bi vakit yazıcam sadece şu an içmekte olduğum bağbozumu-öküz gözü şarabıma yoğunlaşmak istiyorum.
not:kişisel anektodlarımı genelleme yaparak yazdım,ziyadesiyle saçma oldu,zaten kapımı çalan bi editör ya da yayınevi hatta takipçim yok o yüzden atış serbest.
2 Eylül 2011 Cuma
gün gelir evrim döner
tamam evrim denince ilk olarak, avlanma özürlü,toplama becerili mağara maymunu homosapienden geçen 3.5 milyon yıllık süreçte ofis/patron maymununa dönen beyaz/mavi yakalıları algılarız
ben de beyaz yakalı evrimin ortalarındaki maymunlardanım, maymunlar cehennemi zaten ironiyi cok iyi yaratır bu konuda izleyenler bilir
neyse biz de evrimin ortalarındaki jenarasyonuz,ilerde altıncı parmak oluşcakmış,bilgisayar ya da tel kullanımının yogunlugu nedeniyle boyun egri evrimleşicekmişiz,nam-ı diger kambur
benim de yaptıgım bi geyiktir,hala toplum icinde toplayıcılıkla geçinen,hangi dili konuştugu ve derdinin ne oldugu anlasılmayan evrimzedeler mevcut,yazları antievrim kokusu salgılarlar,beyinleri sadece temel vasıflarını yerine getirir vesaire
benim konuyu açma sebebim aslında bizi bu başını görmedimiz kıçını da görmiceğimiz evrimin heyecanlandırmaması gerektiği,bence asıl evrim bizim de hem kendi üzerimizde hem de çevremizde gördümüz minik bi embriyodan yola çıkıp normal dongude bi yaşlı olmaya doğru giden sürectir ssk sponsorlugunda,
80 yıl önce
bugün
ondan sonra nedir, kendine ayrılan sürenin sonuna yaklaşan insanlar 80 yıl önceki geçirdikleri evrim yolundan yeni geçen torunlarının doğuşuna büyüyüşüne tanık olurlar,hikaye -eğer kuzey ırak ya da afganistanda yaşamıyosanız -ortalama herkesin 3 jenarasyonunu görmesiyle devam eder,
salgıladımız bişeyin nokta atış olup varolmayan bişeyi yaratıp uzun yıllar sürücek böyle bir tantana yaratması nasıl bir paradokstur,anlık bi hareket ve o oluşan kişi hayata tutunduktan sonra olcagı kişiliğe göre kaç kişinin hayatını etkilicektir kelebek etkisi kıvamında
sonra darwin efendi kafayı bozar tarla faresinden evrildiğimizle ilgili
doğum kontrol modelleri bu noktada evrim düşmanı gibi durabilir velakain işi ertesi güne bırakmayın millet artık eskisi gibi bunu beğenmedim diyip kuma gömme ya da nehrin akıntısına bırakma muhabbeti de yok artık,zaten benim yazar olmaya çalıştığım bi dünyaya çocuk getirmeyin

ben de beyaz yakalı evrimin ortalarındaki maymunlardanım, maymunlar cehennemi zaten ironiyi cok iyi yaratır bu konuda izleyenler bilir
neyse biz de evrimin ortalarındaki jenarasyonuz,ilerde altıncı parmak oluşcakmış,bilgisayar ya da tel kullanımının yogunlugu nedeniyle boyun egri evrimleşicekmişiz,nam-ı diger kambur
benim de yaptıgım bi geyiktir,hala toplum icinde toplayıcılıkla geçinen,hangi dili konuştugu ve derdinin ne oldugu anlasılmayan evrimzedeler mevcut,yazları antievrim kokusu salgılarlar,beyinleri sadece temel vasıflarını yerine getirir vesaire
benim konuyu açma sebebim aslında bizi bu başını görmedimiz kıçını da görmiceğimiz evrimin heyecanlandırmaması gerektiği,bence asıl evrim bizim de hem kendi üzerimizde hem de çevremizde gördümüz minik bi embriyodan yola çıkıp normal dongude bi yaşlı olmaya doğru giden sürectir ssk sponsorlugunda,
80 yıl önce
bugün
ondan sonra nedir, kendine ayrılan sürenin sonuna yaklaşan insanlar 80 yıl önceki geçirdikleri evrim yolundan yeni geçen torunlarının doğuşuna büyüyüşüne tanık olurlar,hikaye -eğer kuzey ırak ya da afganistanda yaşamıyosanız -ortalama herkesin 3 jenarasyonunu görmesiyle devam eder,
salgıladımız bişeyin nokta atış olup varolmayan bişeyi yaratıp uzun yıllar sürücek böyle bir tantana yaratması nasıl bir paradokstur,anlık bi hareket ve o oluşan kişi hayata tutunduktan sonra olcagı kişiliğe göre kaç kişinin hayatını etkilicektir kelebek etkisi kıvamında
sonra darwin efendi kafayı bozar tarla faresinden evrildiğimizle ilgili
doğum kontrol modelleri bu noktada evrim düşmanı gibi durabilir velakain işi ertesi güne bırakmayın millet artık eskisi gibi bunu beğenmedim diyip kuma gömme ya da nehrin akıntısına bırakma muhabbeti de yok artık,zaten benim yazar olmaya çalıştığım bi dünyaya çocuk getirmeyin
sanırım bi tespitim var
sanırım bir yakınınızı,sağlığınızı ya da buyuk paranızı kaybetmenizi bi kenara bırakırsak,bi insanın başına gelebilecek en acıklı hikaye uzun zamandır tanıdığını düşündüğü ekürisini ya da yarini tanımadığını ya da tanıdığı gibi olmadığını algıladığını andır
burada tüm kabahati karşı tarafa yıkamayız tabi
- maskesi yeni düştü
-aslını iyi saklamış
burada tüm hikaye bazen gözümüzün önündekini görememizde,yani bu zat gözünüze defalarca sokmuş olabilir
-bak ulan beni kardeşin/yarin/bıkbıkın görüyosun benim şöle planlarım böle cin fikirlerim var
ama görmeyiz,göremeyiz çünkü kendi elimizle indirdiğimiz bir perde vardır,bu da tamamen ihtiyaclardan kaynaklanıyor,yani ihtiyacımız nasılsa,onu nasıl görmek istiyorsak boşluklarızı öyle dolduruyoruz,algıda bıkbıkcılık yapıyoruz
sonuç "-ya şerefsiz sonradan nasıl değişti/-ya ben onu böle tanıyıp sevmemiştim - "hayır kimse değişmedi herkes aynı yerinde ama algıda sıçıcılığa bi son verdin
aslında bu durumun şöyle bir kötü yanı var,kendi gözlem ve istatistiklerim der ki;
eğer filtremizin deliklerini iyice sıkılaştırıp daraltırsak,bişilere göz yummazsak,gerçekten aşağı süzülücek pek bi kimse kalmaz,çağımızın gerçeği görmezden gelmezcilik ve öylekabuletmecilik
eskiden dialoglara dair daha safkan akımlar vardı ama artık işler eskisi gibi yürümüyor,çok bok biliyormuşum gibi yazdım ama bunlar sadece 31 yaşında gözlem yapmayı seven sosyal bi adamın gözleri kapanmak üzere yatağı üzerinden tanrım bişiler karalamalıyım şeklinde yaptığı tespitlerdir,beğenilmediyse sonrakini okuyun bi şans daha lütfe şurda biz bizeyiz satırlarımı okurken
burada tüm kabahati karşı tarafa yıkamayız tabi
- maskesi yeni düştü
-aslını iyi saklamış
burada tüm hikaye bazen gözümüzün önündekini görememizde,yani bu zat gözünüze defalarca sokmuş olabilir
-bak ulan beni kardeşin/yarin/bıkbıkın görüyosun benim şöle planlarım böle cin fikirlerim var
ama görmeyiz,göremeyiz çünkü kendi elimizle indirdiğimiz bir perde vardır,bu da tamamen ihtiyaclardan kaynaklanıyor,yani ihtiyacımız nasılsa,onu nasıl görmek istiyorsak boşluklarızı öyle dolduruyoruz,algıda bıkbıkcılık yapıyoruz
sonuç "-ya şerefsiz sonradan nasıl değişti/-ya ben onu böle tanıyıp sevmemiştim - "hayır kimse değişmedi herkes aynı yerinde ama algıda sıçıcılığa bi son verdin
aslında bu durumun şöyle bir kötü yanı var,kendi gözlem ve istatistiklerim der ki;
eğer filtremizin deliklerini iyice sıkılaştırıp daraltırsak,bişilere göz yummazsak,gerçekten aşağı süzülücek pek bi kimse kalmaz,çağımızın gerçeği görmezden gelmezcilik ve öylekabuletmecilik
eskiden dialoglara dair daha safkan akımlar vardı ama artık işler eskisi gibi yürümüyor,çok bok biliyormuşum gibi yazdım ama bunlar sadece 31 yaşında gözlem yapmayı seven sosyal bi adamın gözleri kapanmak üzere yatağı üzerinden tanrım bişiler karalamalıyım şeklinde yaptığı tespitlerdir,beğenilmediyse sonrakini okuyun bi şans daha lütfe şurda biz bizeyiz satırlarımı okurken
27 Ağustos 2011 Cumartesi
6 kişiye 1 kitap
belki şu an takipçim olmayabilir ve buna kesinlikle bozuluyorum - blogun onuncu günü ve henüz beşinci yazısı olmasına rağmen- ama istatistikler moral verdi,işte bi kaç tanesi;
BM'nin insani gelişim 2009 raporunda kitap okuma sıklığı konusunda Malezya,Ermenistan ve bi dolu açlık ya da iç savaşla boğuşan afrika ülkesinin bulundugu 173 ülkelik listede 86. sırada
6 kişiye yılda bir kitap düşüyor ve düzenli kitap okuma oranı norveçte % 14 ken bizde % 0.01
ok herhangi bi iskandinav ülkesinden üstün olmayı beklemiyorum ama fark 3 saat uçuş mesafesinden çok daha fazla açılmış,bu noktada ülkede yazarlığı profosyonel olarak yapıp bundan maddiyat beklemeyi zaten geçtim,adı sanı tanınmamış bi blog yazarı olmak bile bence saçmalık
bknz:kendin yaz kendin oku - pastafaryanist
ama haberlerin tamamı o kadar kötü değil,zirve oynadığımız dal da var,hergeçen gün zirve ortaklığını pekiştirdiğimiz ABD ile,
-dergi okuma oranımız % 4
-gazete okuma oranımız (fotomaçtan arındırılmış halini daha çok merak ederdim) % 22
-tv izleme oranımız % 95
bu noktada şöyle bir güzellik var,sorsanız ya da konu açılsa kimse ya hiç izlemiyodur ya da tv yi açıyosa sadece nat geo ya da discovery içindir,muhteşem süloyu ya da bilimum ağlak diziyi içimizdeki irlandalılar izlemektedir,Türk halkı sevmez aptal kutusunu
burada şu tezi sunucak sivri zekalar da çıkabilir,norveçte tv izlenmiyor kitap okunuyor ama ordaki yıllık ortalama gelir 42.000 $, bizde 10.000$ tek eğlencesi adamın tv en ucuzundan
tek yapman gereken tümevarım yerine tümebaşım yapmak,hikaye bizim öz-milli varlıklarımızdan ve yokluklarımızdan gelmektedir
ya da madem poliyana olucaz o zaman bu oran turk tv kanallarının başarısıdır bu kadar kişiyi ekran başına çekebilmeleri der acunlu günler dilerim
BM'nin insani gelişim 2009 raporunda kitap okuma sıklığı konusunda Malezya,Ermenistan ve bi dolu açlık ya da iç savaşla boğuşan afrika ülkesinin bulundugu 173 ülkelik listede 86. sırada
6 kişiye yılda bir kitap düşüyor ve düzenli kitap okuma oranı norveçte % 14 ken bizde % 0.01
ok herhangi bi iskandinav ülkesinden üstün olmayı beklemiyorum ama fark 3 saat uçuş mesafesinden çok daha fazla açılmış,bu noktada ülkede yazarlığı profosyonel olarak yapıp bundan maddiyat beklemeyi zaten geçtim,adı sanı tanınmamış bi blog yazarı olmak bile bence saçmalık
bknz:kendin yaz kendin oku - pastafaryanist
ama haberlerin tamamı o kadar kötü değil,zirve oynadığımız dal da var,hergeçen gün zirve ortaklığını pekiştirdiğimiz ABD ile,
-dergi okuma oranımız % 4
-gazete okuma oranımız (fotomaçtan arındırılmış halini daha çok merak ederdim) % 22
-tv izleme oranımız % 95
bu noktada şöyle bir güzellik var,sorsanız ya da konu açılsa kimse ya hiç izlemiyodur ya da tv yi açıyosa sadece nat geo ya da discovery içindir,muhteşem süloyu ya da bilimum ağlak diziyi içimizdeki irlandalılar izlemektedir,Türk halkı sevmez aptal kutusunu
burada şu tezi sunucak sivri zekalar da çıkabilir,norveçte tv izlenmiyor kitap okunuyor ama ordaki yıllık ortalama gelir 42.000 $, bizde 10.000$ tek eğlencesi adamın tv en ucuzundan
tek yapman gereken tümevarım yerine tümebaşım yapmak,hikaye bizim öz-milli varlıklarımızdan ve yokluklarımızdan gelmektedir
ya da madem poliyana olucaz o zaman bu oran turk tv kanallarının başarısıdır bu kadar kişiyi ekran başına çekebilmeleri der acunlu günler dilerim
kahraman olmayan giremez
bi coğumuzda aslında hiç olmayan kahraman damarını kabartır epik filmler
ne kadarı gerçek ne kadarı kurgu hiç farketmez,filmi izleriz,her detayıyla gerçek olduğuna kendimizi ikna eder ve tabi en can alıcı noktada kahraman her kimse "leonidas-hector-achileus-spartacus ya da maximus" kendimizi onunla özleştiririz,o epik ütopik fantastik karakterin yaptıgı her kılıc darbesinde ya da her intikam hareketinde biz o'yuz,
-lan o hareketi benim hatunu da yapıcaklardı,ben de yakardım butun roma'yı
ben de yaptım,ben de spartacus oldum maximus oldum, olmayan hanımımın intikamını aldım,romayı kılıçtan geçirdim imparatora kafa tuttum köleliğe başkaldırdım,sonra...
sonra media playerımı kapattm,sabah traşımı oldum ofisime gittim patronu görünce önümü ilikledim,filmden filme canlanan ruhum ya da belki sizofren yanım en fazla sabah trasına ya da mesai saatine kadar suruyor,ama kesinlikle keyifli,olamıcagınız kişilerle özdeşleşip onlarla kalkıştığınız intikam hareketleri bi nevi gazımızı alıyor,umudum o ki boyle genelleme yaparak vardıgım tumevarım sadece bana has olmasın,cünkü en az 300 spartalıya ihtiyacım var.
ne kadarı gerçek ne kadarı kurgu hiç farketmez,filmi izleriz,her detayıyla gerçek olduğuna kendimizi ikna eder ve tabi en can alıcı noktada kahraman her kimse "leonidas-hector-achileus-spartacus ya da maximus" kendimizi onunla özleştiririz,o epik ütopik fantastik karakterin yaptıgı her kılıc darbesinde ya da her intikam hareketinde biz o'yuz,
-lan o hareketi benim hatunu da yapıcaklardı,ben de yakardım butun roma'yı
ben de yaptım,ben de spartacus oldum maximus oldum, olmayan hanımımın intikamını aldım,romayı kılıçtan geçirdim imparatora kafa tuttum köleliğe başkaldırdım,sonra...
sonra media playerımı kapattm,sabah traşımı oldum ofisime gittim patronu görünce önümü ilikledim,filmden filme canlanan ruhum ya da belki sizofren yanım en fazla sabah trasına ya da mesai saatine kadar suruyor,ama kesinlikle keyifli,olamıcagınız kişilerle özdeşleşip onlarla kalkıştığınız intikam hareketleri bi nevi gazımızı alıyor,umudum o ki boyle genelleme yaparak vardıgım tumevarım sadece bana has olmasın,cünkü en az 300 spartalıya ihtiyacım var.
22 Ağustos 2011 Pazartesi
robin hood
robin, sherwood ormanlarında takılırken ütopik ama sevdigim bi karakterdi,ama onun kızıltoprağa uyarlanmış dişi versiyonu,hayatta bi kadından yediğim ilk kazık olarak arşivimde yer aldı,fuck off robin!
hikaye şöyle başlar,kızıltoprakta ailesiyle yaşıyan 3-4 yaşlarında ki ben ve girizgahta adı geçen yine aynı yaşlarda ki billur,nerdeyse bütün oyun vakitlerini beraber geçirirdik,aramızda ki aşkın tarifi yoktu,hayır vardı -oyun-
aynı apartmanda oturuyoduk,aynı yaşlardaydık,bütün gün beraberdik,muhtemelen aşağıdaki gibi gözüküyoduk;
gelelim hikayenin yaş kaç olursa olsun her aşkta acı vardır kısmına,bizimkilerin durumu o dönem iyiydi,bi de durmadan bi koli oyuncakla almanyadan gelen bi amca vardı,80 lerin başlarındaki yokluk dönemine istinaden baya bi varlık içindeydim,
ama billur bize gelip gitmeye devam ettikce o kolileler inmeye başladı,gelenden daha hızlı gitmeye başlayınca geriye tek gerçek kaldı ki o da aşkına o yaşta bile sölemesi zor hadise,bizimkiler olayı zaten farketmemişti,ben söliyebildin mi onlara, tabiki hayır
peki noldu,neden aynı apartmanda oturan ve aynı gelir grubundan ailenin çocukları arasından böyle bişi gecer,neden çalar,şunun için;
annemle bigun eve donerken,ki o donem rakıya da sarılamıyorum en fazla nesquik kafası yaşadığım dönemler,kapıcının oglunu benim uzaktan kumandalı arabamla oynarken görüyoruz,tabiki nerden geldi bu sana hacı bu bana bile cok uzaktan gelmişti dedigimizde cevap tabiki billurdu ,
seviyeli birliktelimiz oraya kadardı,nedense cok açık,kendi de söyledi,robinhood sendromu,olandan al olmayana ver,ve bu kız 4 yaşında,istese zaten verirdim,öyle degilmidir guzel hatunları elde tutmak icin pırlanta alma adeti
bi daha hiç eskisi gibi olmadı,açılışı süper yaptım devamı daha travmatik
bu kadar kucuk bi hikaye icin fazla uzattım sonrakiler daha dolu olucak...
hikaye şöyle başlar,kızıltoprakta ailesiyle yaşıyan 3-4 yaşlarında ki ben ve girizgahta adı geçen yine aynı yaşlarda ki billur,nerdeyse bütün oyun vakitlerini beraber geçirirdik,aramızda ki aşkın tarifi yoktu,hayır vardı -oyun-
aynı apartmanda oturuyoduk,aynı yaşlardaydık,bütün gün beraberdik,muhtemelen aşağıdaki gibi gözüküyoduk;
gelelim hikayenin yaş kaç olursa olsun her aşkta acı vardır kısmına,bizimkilerin durumu o dönem iyiydi,bi de durmadan bi koli oyuncakla almanyadan gelen bi amca vardı,80 lerin başlarındaki yokluk dönemine istinaden baya bi varlık içindeydim,
ama billur bize gelip gitmeye devam ettikce o kolileler inmeye başladı,gelenden daha hızlı gitmeye başlayınca geriye tek gerçek kaldı ki o da aşkına o yaşta bile sölemesi zor hadise,bizimkiler olayı zaten farketmemişti,ben söliyebildin mi onlara, tabiki hayır
peki noldu,neden aynı apartmanda oturan ve aynı gelir grubundan ailenin çocukları arasından böyle bişi gecer,neden çalar,şunun için;
annemle bigun eve donerken,ki o donem rakıya da sarılamıyorum en fazla nesquik kafası yaşadığım dönemler,kapıcının oglunu benim uzaktan kumandalı arabamla oynarken görüyoruz,tabiki nerden geldi bu sana hacı bu bana bile cok uzaktan gelmişti dedigimizde cevap tabiki billurdu ,
seviyeli birliktelimiz oraya kadardı,nedense cok açık,kendi de söyledi,robinhood sendromu,olandan al olmayana ver,ve bu kız 4 yaşında,istese zaten verirdim,öyle degilmidir guzel hatunları elde tutmak icin pırlanta alma adeti
bi daha hiç eskisi gibi olmadı,açılışı süper yaptım devamı daha travmatik
bu kadar kucuk bi hikaye icin fazla uzattım sonrakiler daha dolu olucak...
19 Ağustos 2011 Cuma
halı motiflerinden kısa filmler çevirmek
yaramaz cocuk zeki olur uslusu moron olur tezi yuksek ihtimal dogru,
ben bu skalanın şu tarafındayım, misafirlige gidildiginde 8 saat de oturulsa, vazo gibi kondugu yerde kıpırdamayan gıkı gaku cıkmayan cıkarken alıp goturulen hata unutulabilicek kadar pasif uzaylı evladı türevi bişidim
o saatler boyu yaptıgım seyi başlık da yazdım,80 li yılların ikincisi yarısından 90 lara kadar ki şuurlu oldugum kısımda hatırladıgım sudur ki biz aile dostu bıkbık teyze ve bokbok amcalara gideriz,benle yasıt cocukları yoktur,ben totoş gibi tünerim bıraktıkları koltuga ve tum yapabildigim bu cocuksuz ve oyuncaksız evde 80 lerin bol figurlu desenli halılarına bakarak kafada canlandırmalar yapmak,o motiflerden neler canlandırır neler üretirdim sıkıcı mature konuşmaları sırasında,hayat cok sıkıcıydı 80 lerde herzaman, şunu dinleyin;
yaş 3
gayet sıradan bi gun evde
ve sıkıntı cocuga naptırır
salondaki koca yapraklı bitkinin yapragını kopartıp dürüm yaptırır
sonra o dürüm hala bilinmeyen bi sebepten parmak ittirgeci vesilesiyle burna sokulur ittirilir sonra da cıkartılamaz
anne babaya haber verilir hemen hastaneye gidilir film cekilir doktor burna sokar fener ama sonuc sıfırdır
yaprak yok
hala yok...
ben bu skalanın şu tarafındayım, misafirlige gidildiginde 8 saat de oturulsa, vazo gibi kondugu yerde kıpırdamayan gıkı gaku cıkmayan cıkarken alıp goturulen hata unutulabilicek kadar pasif uzaylı evladı türevi bişidim
o saatler boyu yaptıgım seyi başlık da yazdım,80 li yılların ikincisi yarısından 90 lara kadar ki şuurlu oldugum kısımda hatırladıgım sudur ki biz aile dostu bıkbık teyze ve bokbok amcalara gideriz,benle yasıt cocukları yoktur,ben totoş gibi tünerim bıraktıkları koltuga ve tum yapabildigim bu cocuksuz ve oyuncaksız evde 80 lerin bol figurlu desenli halılarına bakarak kafada canlandırmalar yapmak,o motiflerden neler canlandırır neler üretirdim sıkıcı mature konuşmaları sırasında,hayat cok sıkıcıydı 80 lerde herzaman, şunu dinleyin;
yaş 3
gayet sıradan bi gun evde
ve sıkıntı cocuga naptırır
salondaki koca yapraklı bitkinin yapragını kopartıp dürüm yaptırır
sonra o dürüm hala bilinmeyen bi sebepten parmak ittirgeci vesilesiyle burna sokulur ittirilir sonra da cıkartılamaz
anne babaya haber verilir hemen hastaneye gidilir film cekilir doktor burna sokar fener ama sonuc sıfırdır
yaprak yok
hala yok...
uçan spagetti
bulundumuz ayın önemine istinaden kaleme aldıgım bu yazım mubarek ramazanda bıkbık....
pastafaryan, pastafaryanizm dininin müritlerine verilen isimdir, bknz:islam-müslüman
bu din ne eskiye dayanır ne de mantıklı olmaya çalışan paradigmaları vardır, 2005 te oregon/kansaslı bi profesor tarafından akıllı yaratılışa tepki olarak dogdu pastafaryanizm, prof un kafası baya baya iyiymiş ki tanrı olarak muhtemelen o an tv önü sehpasındaki tabagında kendisine bakmakta olan köfteli spaghettisinden esinlenerek yaratmıs,yaratılmıs tanrı görseli profil fotomda gördünüz üzere uçan spaghetti canavarı, elçisi daglar,agaçlar ve bi cüce,korsanların cok iyi niyetli insanlar olarak anıldıgı bi dünya bu,bunlar dinin en mantıklı sabitleri,prof un hayal dünyasının gerçekten limitleri yok,arka bahçesinin 3 dönüm mantar olduna sol böbremi yatırırdım
işte en sevdigim yanları;
hiçbirşey aslında göründüğü kadar eski değildir
cennet de hurilerle sınırlı değildir, striptizci fabrikaları ve ucsuz bucaksız bira volkanlarıyla doludur bu da uçan spaghettinin büyüklügü
ve tabiki kutsal kitapsız din olmaz;emir yok rica var "Yapmazsanız memnun olurum" ve sadece 8 madde,nasıl faşistlikten uzak hatır gonul maneviyatı,
tek sorun spaghetti de köfteyi sevmemem
ok bloguma adını veren teolojiyi açıklamam gerekiyodu millet yuzeysel de olsa pastafaryanlar kimdir,hayata nasıl bakar 2 cumle kurabilecek kadar bilginiz var artık yoksa da...
bloggerın notu:eğer fantastik bi beynin yarattıgı bi dine inanmak isteseydim bu kesinlikle sırf avustralya da bile 75000 müridi olan star wars olurdu,en azından dogunun mistik ve akılcıl ögretileriyle paralellik gösteriyor her ne kadar bi film ve dialoglarından türetilmiş olsada, master yoda gibisine inanırsın yeşildi kurbagaydı demeden...
pastafaryan, pastafaryanizm dininin müritlerine verilen isimdir, bknz:islam-müslüman
bu din ne eskiye dayanır ne de mantıklı olmaya çalışan paradigmaları vardır, 2005 te oregon/kansaslı bi profesor tarafından akıllı yaratılışa tepki olarak dogdu pastafaryanizm, prof un kafası baya baya iyiymiş ki tanrı olarak muhtemelen o an tv önü sehpasındaki tabagında kendisine bakmakta olan köfteli spaghettisinden esinlenerek yaratmıs,yaratılmıs tanrı görseli profil fotomda gördünüz üzere uçan spaghetti canavarı, elçisi daglar,agaçlar ve bi cüce,korsanların cok iyi niyetli insanlar olarak anıldıgı bi dünya bu,bunlar dinin en mantıklı sabitleri,prof un hayal dünyasının gerçekten limitleri yok,arka bahçesinin 3 dönüm mantar olduna sol böbremi yatırırdım
işte en sevdigim yanları;
hiçbirşey aslında göründüğü kadar eski değildir
cennet de hurilerle sınırlı değildir, striptizci fabrikaları ve ucsuz bucaksız bira volkanlarıyla doludur bu da uçan spaghettinin büyüklügü
ve tabiki kutsal kitapsız din olmaz;emir yok rica var "Yapmazsanız memnun olurum" ve sadece 8 madde,nasıl faşistlikten uzak hatır gonul maneviyatı,
tek sorun spaghetti de köfteyi sevmemem
ok bloguma adını veren teolojiyi açıklamam gerekiyodu millet yuzeysel de olsa pastafaryanlar kimdir,hayata nasıl bakar 2 cumle kurabilecek kadar bilginiz var artık yoksa da...
bloggerın notu:eğer fantastik bi beynin yarattıgı bi dine inanmak isteseydim bu kesinlikle sırf avustralya da bile 75000 müridi olan star wars olurdu,en azından dogunun mistik ve akılcıl ögretileriyle paralellik gösteriyor her ne kadar bi film ve dialoglarından türetilmiş olsada, master yoda gibisine inanırsın yeşildi kurbagaydı demeden...
ilk yazı-muhtemeldir ki patates
bu yazıyı okuduna göre ya "kimse okumuyo ki yau yemişim blogunu" diyerek blogu kapatmadan önce ziyaret etmiş üç beş kendinibilmezden birisin,ya da ben baya bi sosyal medya populeri oldum ve ilk yazılarım bile eşelenmeye başlandı.
ikinci senaryo için fazla realistim ama burada gayet fantastik yazılar bulabileceksiniz,meslegim gereği ilgilenen olursa burada ve dışarıda neler oluyor,paradan nasıl para kazanılır o gune gore tarzı önermeli beslemeli yazılarım da olucak ama önceliğim hayatımı besleyen ve benden zaman zaman ütopik bi moron yaratan fantezyam,osuruktan insan ve toplum analistligim,yapamadıklarım,yapmaya çalıştıklarım ve O olcak.
yeni bişiler öğrenme ve arada sırıtış garantili yazı dizisi...
bunu girizgah sayarsak ilk yazım kısa bir rastafaryan açılımı olucak,gratsie mille herkese
ikinci senaryo için fazla realistim ama burada gayet fantastik yazılar bulabileceksiniz,meslegim gereği ilgilenen olursa burada ve dışarıda neler oluyor,paradan nasıl para kazanılır o gune gore tarzı önermeli beslemeli yazılarım da olucak ama önceliğim hayatımı besleyen ve benden zaman zaman ütopik bi moron yaratan fantezyam,osuruktan insan ve toplum analistligim,yapamadıklarım,yapmaya çalıştıklarım ve O olcak.
yeni bişiler öğrenme ve arada sırıtış garantili yazı dizisi...
bunu girizgah sayarsak ilk yazım kısa bir rastafaryan açılımı olucak,gratsie mille herkese
Kaydol:
Yorumlar (Atom)













