Hayal Bol, Çaba Noksan
Bütün kültürleri bilmek gibi bir şansım yok velhasıl bahis
oynayabilecek kadar emin olduğum bir konu var ki o da doğduğum topraklarda
`atalet`in en yaygın huylardan biri olduğudur. Ataletin kelime anlamını
açıklamak gerekir ise, en basit tesbih `üzerinde ölü toprağı olması` olur.
Yapman gereken şeyi bilirsin ancak buna gerçekleştirmene engel olan omuzlarında
102 groston ağırlık vardır, çaresiz !? yapamıyorsundur. Tembelliğin mutasyon
görmüşü olan atalet, bence herşeyi yapmaya muktedir insanoğlu için en büyük
engel, bunu kırabilen insanlara da imrenerek baktığımız kesin.
Bunlardan bazıları Da Vinci gibi zekası, icatları ve
yaratıcılığıyla hepimizi sıradan ve aşağılık hissettiren her bokologlar(bir
adam aynı anda mimar, bilim adamı, astrolog, heykeltraş, ressam, mucit, kaşif
olursa alacağı sıfat), bazıları ise yakın çevremiz ya da yakın çevremiz
vesilesiyle hikâyesini öğrendiğimiz daha gerçek kişiler. İkinci sınıfa
girenleri daha net açıklarsak, hobisini ise dönüştürmeyi başarmış, hayatta
tutkularını takip ederek yüzde 95`imizin erişemediği saadet seviyesine ulaşmış
profiller. Ortalama bir profil iseniz, mezun olduğunuz bölümle alakadar (ki
üniversiteye girişte ne kadar şuurlu tercihler yaptığımızı burada
tartışmayacağım, çoğumuzun derdi kapak atmaktı) bir işe girip her gün mutsuz
uyanmakla yıl kotanızı doldurur, toplumun beklediği sırayla; düzenli /
sigortalı iş bulma - aile kurma / üreme - emeklilik / Ayvalık`a yerleşme
ritüelini yerine getirir, size verilen sürenin sonunda da sahneden
çekilirsiniz. Hatırlanacak 3-5 güzel anı da teselli ikramiyesi olur.
Konuya ataleti kırmak üzerinden gitmek istemiyorum aslında
çoğumuzun içinde olan ve farkında olduğumuz huy, sadece bizden daha az tembel
birkaç adamın ufak hikâyelerini ya da yarattıklarını paylaşmak isterim sizlerle.
Üstteki fotoğrafta gördüğünüz beyefendi George Philipp
Telemann. Asurluların yaptığı ve tarihte ilk* olarak kabul gören müzik
eserinden, günümüzde Kanye West`lerin Rıhanna`ların eline düşene kadar geçen
müzikal periyotta kimse onun kadar üretmedi / üretemedi. Yaşadığı dönem için 86
yıl gibi cüretkâr bir süre hayatta kalmış olabilir ancak yine de 800`den fazla
eser üretebilmek, yani 800 tane harmoniyi yoktan varetmek şahsen benim aklımın
alabileceği bir şey değil. İlk operasını 12 yaşında besteleyerek kolları
sıvamış -ki ben 12 yaşımda boş kaleye topu gönderirken zorlanan bir adamdım- o
yüzden kendim üzerinden kıyas işini bir kenara bırakarak asıl noktaya
geliyorum. Sayın GPT yaşadığı dönemin en spektekülar hukuk fakültesi olan
Leipzig`i hem de çok iyi bir dereceyle bitirdi. Zaten ailesinin de `hepimizinin
ki` gibi O`ndan beklentisi büyüktü. Babasının süratini düşünemiyorum mezuniyet
sonrası elde diploma;
-Baba ben avukat olmak istemiyorum çalgı cengi işlerine
gireceğim
dediğinde...
Dediğini de yaptı, üstelik döneminin en büyüğü olarak
anılamamasının tek nedeni de yine diğer `en büyüklerle` aynı dönemde yaşamış
olmasıydı; yakın arkadaşı ve oğlunun isim babası Bach ile Handel. Yalnız
Almanya`nın toprakları müzikal açıdan baya bereketliymiş o dönem, incelenmeli.
Bu seferki misafirimiz olan güleç beyefendinin ismi Sean
Swarner ama siz ona kısaca `helal be adam` diyebilirsiniz. Hak edecek ne mi
yaptı? Bu sefer ki yazgıyı !? bozma hikâyesi ABD`den. Beyefendi iki defa
kansere yakalanır, ikisi de farklı tür ama kurtuluş şansı çok düşük olanlardan.
Hatta ikincisinde tümör nasıl olduysa kontrollere rağmen gözden kaçmış ve golf
topu büyüklüğüne ulaşmıştır. Doktorlar 2 hafta ile 1 ay arası ömür biçerler.
Kansere orta parmağını gösterir, iki meydan muharebesinden de galip çıkar,
hayata geri dönüş yapar ya da zaten hepimizden çok hayat içinde olduğu için
kazanmıştır. Sonraki 17 yıl ne mi yapar? Hayallerini takip eder, tırmanış
eğitimi alır, dağcılığını geliştirir ve 7 kıtanın tümünde ki zirvelere tırmanış
gerçekleştirir. Çünkü o çoktan zihindeki blokları kırmış, limitleri aşmıştır.
En büyük ilham kaynaklarından olası hayat hikayesi ve belgeselini rahatlıkla
bulabilirsiniz. Bence hepimiz müstakbel dertlerimizle baş etmek adına ona bir
teşekkür borçluyuz.
Peki ya köklü politikacı / asker bir aileden gelen Fransız
Eduard Manet`in resim tutkusu? Kendinde var olan yeteneği keşfetmesi sebebiyle
mi direndi yoksa zaten sadece resim yapıyorken mi var oluyordu? Cevabı bilinmez
ama hakikat şu ki kendisine sunulan garanti güzel hayat koşullarını elinin
tersiyle itti, formaliteden girdiği askeri liyakatlar ve sınavlarda beklenmedik
! şekilde başarısız oldu, bürokrat olmak adına yapılan sınavda geçerli notu
tutturamadı. Bir süre sonra ailesiyle arasına mesafe koyarak sanat üretmeye başladı,
iyi ki de yaptı, tişikkirlir sipirmin!
Aslında bu listeye o kadar çok yazacak isim var ki; en iyisi
aklımdaki birkaç isimden şöyle bir kokteyl yapalım; gelmiş geçmiş en zeki adam
olarak kabul gören Albert Einstein`ın 4 yaşında ancak ilk sesleri çıkarabilmesi
ve okumayı herkesten geç sökebilmesi sonucu ailesi ve doktorları zekâ handikapı
olduğuna karar vermişti, adam izafiyet teorisini hatta ışınlanmayı bulmaya
giden sürece girip en zekimiz oldu. Lionell Messi küçük bir velet olarak
altyapıda oynadığı dönemlerde ciddi bir kemik rahatsızlığı geçirdi. Beklenti
futbolu bırakıp olabilitesi olan bir yola yönelmesiydi hazır genç iken, o
hayallerini mesleğini ve takımını terk etmedi, bugün genel kanı kimsenin
ayağına meşin yuvarlağın ondan daha çok yakışmadığı yönünde. Edward Allan Poe,
yine ailesi tarafından asker olmaya zorlanmış bu mücadele sırasında gazeteye
gönderdiği bir hikayesi ödül kazanıp (cüzi bir miktar) yayınlanınca ailesine
karşı durabilme fırsatı kazanarak hepimizin bildiği öykü yazarı olma -ki
türünün en iyilerinden olduğu kabul görür- yolunda ilerlemiştir.
İnsan tabiatı gereği kolayı seçmeye meyilli. Hepimizin
belirli bir `güvenli alanı` var ve bu alanın dışına adım dahi atmaya cesaret
edemiyoruz. Aslında bizi mutlu edecek şeyin ne olduğu tanısını koymamıza
rağmen. Aslında bir anlamda yitip giden hayatlar, hem de kendi ellerimizle.
Sabır, çaba, motivasyon, iştah, irade.. Her ne gerekiyorsa, hatta belki
hepsinde bir parçadan oluşacak bir kokteyli içip yola koyulmak lazım, gerçekten
son vagonu yakalayamamak var.
Sabır demişken bende de pek yoktur. Pannini yeteneğinin
yanına ne kadar dozaj sabır eklemiş bilinmez ama biz 200 parça puzzle
tamamlamayı gözümüzde büyütürken İtalyan ressam aşağıdaki gibi edebi bir eseri
ortaya çıkarmış. Resmettiği yer Roma`da bir müze ve müzedeki tabloların
detaylarına dikkat, beyin kılcallarını açan türden. (bkz: Pannini- Ancient
Rome)
*Son olarak dördüncü paragrafta koyduğum yıldızın detayını
veriyim konudan alakasız. Tarihteki ilk müzik eseri Asurlulara ait ki milattan
önce 3400 dolaylarına ait olduğu kabul edilir. Eğer dinlemek isterseniz buradan
buyrun;





Hiç yorum yok:
Yorum Gönder