13 Mayıs 2016 Cuma



                                                 

                            Hayal Bol, Çaba Noksan



  Bütün kültürleri bilmek gibi bir şansım yok velhasıl bahis oynayabilecek kadar emin olduğum bir konu var ki o da doğduğum topraklarda `atalet`in en yaygın huylardan biri olduğudur. Ataletin kelime anlamını açıklamak gerekir ise, en basit tesbih `üzerinde ölü toprağı olması` olur. Yapman gereken şeyi bilirsin ancak buna gerçekleştirmene engel olan omuzlarında 102 groston ağırlık vardır, çaresiz !? yapamıyorsundur. Tembelliğin mutasyon görmüşü olan atalet, bence herşeyi yapmaya muktedir insanoğlu için en büyük engel, bunu kırabilen insanlara da imrenerek baktığımız kesin.

Bunlardan bazıları Da Vinci gibi zekası, icatları ve yaratıcılığıyla hepimizi sıradan ve aşağılık hissettiren her bokologlar(bir adam aynı anda mimar, bilim adamı, astrolog, heykeltraş, ressam, mucit, kaşif olursa alacağı sıfat), bazıları ise yakın çevremiz ya da yakın çevremiz vesilesiyle hikâyesini öğrendiğimiz daha gerçek kişiler. İkinci sınıfa girenleri daha net açıklarsak, hobisini ise dönüştürmeyi başarmış, hayatta tutkularını takip ederek yüzde 95`imizin erişemediği saadet seviyesine ulaşmış profiller. Ortalama bir profil iseniz, mezun olduğunuz bölümle alakadar (ki üniversiteye girişte ne kadar şuurlu tercihler yaptığımızı burada tartışmayacağım, çoğumuzun derdi kapak atmaktı) bir işe girip her gün mutsuz uyanmakla yıl kotanızı doldurur, toplumun beklediği sırayla; düzenli / sigortalı iş bulma - aile kurma / üreme - emeklilik / Ayvalık`a yerleşme ritüelini yerine getirir, size verilen sürenin sonunda da sahneden çekilirsiniz. Hatırlanacak 3-5 güzel anı da teselli ikramiyesi olur.

Konuya ataleti kırmak üzerinden gitmek istemiyorum aslında çoğumuzun içinde olan ve farkında olduğumuz huy, sadece bizden daha az tembel birkaç adamın ufak hikâyelerini ya da yarattıklarını paylaşmak isterim sizlerle.


Üstteki fotoğrafta gördüğünüz beyefendi George Philipp Telemann. Asurluların yaptığı ve tarihte ilk* olarak kabul gören müzik eserinden, günümüzde Kanye West`lerin Rıhanna`ların eline düşene kadar geçen müzikal periyotta kimse onun kadar üretmedi / üretemedi. Yaşadığı dönem için 86 yıl gibi cüretkâr bir süre hayatta kalmış olabilir ancak yine de 800`den fazla eser üretebilmek, yani 800 tane harmoniyi yoktan varetmek şahsen benim aklımın alabileceği bir şey değil. İlk operasını 12 yaşında besteleyerek kolları sıvamış -ki ben 12 yaşımda boş kaleye topu gönderirken zorlanan bir adamdım- o yüzden kendim üzerinden kıyas işini bir kenara bırakarak asıl noktaya geliyorum. Sayın GPT yaşadığı dönemin en spektekülar hukuk fakültesi olan Leipzig`i hem de çok iyi bir dereceyle bitirdi. Zaten ailesinin de `hepimizinin ki` gibi O`ndan beklentisi büyüktü. Babasının süratini düşünemiyorum mezuniyet sonrası elde diploma;
-Baba ben avukat olmak istemiyorum çalgı cengi işlerine gireceğim
dediğinde...

Dediğini de yaptı, üstelik döneminin en büyüğü olarak anılamamasının tek nedeni de yine diğer `en büyüklerle` aynı dönemde yaşamış olmasıydı; yakın arkadaşı ve oğlunun isim babası Bach ile Handel. Yalnız Almanya`nın toprakları müzikal açıdan baya bereketliymiş o dönem, incelenmeli.


Bu seferki misafirimiz olan güleç beyefendinin ismi Sean Swarner ama siz ona kısaca `helal be adam` diyebilirsiniz. Hak edecek ne mi yaptı? Bu sefer ki yazgıyı !? bozma hikâyesi ABD`den. Beyefendi iki defa kansere yakalanır, ikisi de farklı tür ama kurtuluş şansı çok düşük olanlardan. Hatta ikincisinde tümör nasıl olduysa kontrollere rağmen gözden kaçmış ve golf topu büyüklüğüne ulaşmıştır. Doktorlar 2 hafta ile 1 ay arası ömür biçerler. Kansere orta parmağını gösterir, iki meydan muharebesinden de galip çıkar, hayata geri dönüş yapar ya da zaten hepimizden çok hayat içinde olduğu için kazanmıştır. Sonraki 17 yıl ne mi yapar? Hayallerini takip eder, tırmanış eğitimi alır, dağcılığını geliştirir ve 7 kıtanın tümünde ki zirvelere tırmanış gerçekleştirir. Çünkü o çoktan zihindeki blokları kırmış, limitleri aşmıştır. En büyük ilham kaynaklarından olası hayat hikayesi ve belgeselini rahatlıkla bulabilirsiniz. Bence hepimiz müstakbel dertlerimizle baş etmek adına ona bir teşekkür borçluyuz.

Peki ya köklü politikacı / asker bir aileden gelen Fransız Eduard Manet`in resim tutkusu? Kendinde var olan yeteneği keşfetmesi sebebiyle mi direndi yoksa zaten sadece resim yapıyorken mi var oluyordu? Cevabı bilinmez ama hakikat şu ki kendisine sunulan garanti güzel hayat koşullarını elinin tersiyle itti, formaliteden girdiği askeri liyakatlar ve sınavlarda beklenmedik ! şekilde başarısız oldu, bürokrat olmak adına yapılan sınavda geçerli notu tutturamadı. Bir süre sonra ailesiyle arasına mesafe koyarak sanat üretmeye başladı, iyi ki de yaptı, tişikkirlir sipirmin!


 Aslında bu listeye o kadar çok yazacak isim var ki; en iyisi aklımdaki birkaç isimden şöyle bir kokteyl yapalım; gelmiş geçmiş en zeki adam olarak kabul gören Albert Einstein`ın 4 yaşında ancak ilk sesleri çıkarabilmesi ve okumayı herkesten geç sökebilmesi sonucu ailesi ve doktorları zekâ handikapı olduğuna karar vermişti, adam izafiyet teorisini hatta ışınlanmayı bulmaya giden sürece girip en zekimiz oldu. Lionell Messi küçük bir velet olarak altyapıda oynadığı dönemlerde ciddi bir kemik rahatsızlığı geçirdi. Beklenti futbolu bırakıp olabilitesi olan bir yola yönelmesiydi hazır genç iken, o hayallerini mesleğini ve takımını terk etmedi, bugün genel kanı kimsenin ayağına meşin yuvarlağın ondan daha çok yakışmadığı yönünde. Edward Allan Poe, yine ailesi tarafından asker olmaya zorlanmış bu mücadele sırasında gazeteye gönderdiği bir hikayesi ödül kazanıp (cüzi bir miktar) yayınlanınca ailesine karşı durabilme fırsatı kazanarak hepimizin bildiği öykü yazarı olma -ki türünün en iyilerinden olduğu kabul görür- yolunda ilerlemiştir.

İnsan tabiatı gereği kolayı seçmeye meyilli. Hepimizin belirli bir `güvenli alanı` var ve bu alanın dışına adım dahi atmaya cesaret edemiyoruz. Aslında bizi mutlu edecek şeyin ne olduğu tanısını koymamıza rağmen. Aslında bir anlamda yitip giden hayatlar, hem de kendi ellerimizle. Sabır, çaba, motivasyon, iştah, irade.. Her ne gerekiyorsa, hatta belki hepsinde bir parçadan oluşacak bir kokteyli içip yola koyulmak lazım, gerçekten son vagonu yakalayamamak var.

Sabır demişken bende de pek yoktur. Pannini yeteneğinin yanına ne kadar dozaj sabır eklemiş bilinmez ama biz 200 parça puzzle tamamlamayı gözümüzde büyütürken İtalyan ressam aşağıdaki gibi edebi bir eseri ortaya çıkarmış. Resmettiği yer Roma`da bir müze ve müzedeki tabloların detaylarına dikkat, beyin kılcallarını açan türden. (bkz: Pannini- Ancient Rome)


*Son olarak dördüncü paragrafta koyduğum yıldızın detayını veriyim konudan alakasız. Tarihteki ilk müzik eseri Asurlulara ait ki milattan önce 3400 dolaylarına ait olduğu kabul edilir. Eğer dinlemek isterseniz buradan buyrun;





5 Mayıs 2016 Perşembe



                           FIKIRLER SONMEZ (Terzi Fikri)


O`nun olum yildonumu olan 4 Mayis'ta bunlari yazip paylasmak isterdim sizlerle ancak talihsiz bir benzerliktir bizimkisi, onun mezar tasinda sag tarafa yazilan tarih benim icin sola koyulucak. O oldugu gun ben uzerinde 5 adet mum olan pastama dogru ufluyordum. Ne kadar aklimin erebildigi tartisilir ancak O`nun neler yaptigini sizleri ideolojiye bogmadan ve tarafsiz kalmaya calisaraktan anlatmaya calisicam.




Sonlarda soliceklerimi bastan soliyim; Kendisinin hayata, topluma ve esitlige bakis acisini uyesi oldugu partiler ve katildigi eylemlerin otesinde, %65 oy cogunluguyla secildigi Ordu/Fatsa belediye baskanligi vesilesiyle daha net gormus ve sadakatini fiilen de tecrube etmis olduk. Burada devrim denilebilicek bir yonetim orgutlenmesi gerceklestirip sadece birkac ay icinde buyuk degisiklikler yaratabildi.

Kalp solda atar, benim icin bu boyledir. Yine de tarafsiz kalarak yaptiklarinin iki yonunu de sizlerle paylasicam. Fikri Sonmez Gazi Mustafa Kemal`in vefat ettigi yil Fatsa`nin bir dag koyunde hayata geldi. Genclik yillarinda Isci Partisine uye olana dek siyasetin cok da icinde olmadi. Ancak Isci Partisine uye olusu, beraberinde Mahir Cayan ve yol arkadaslariyla olusan fikri yakinlasmasi, onun onemli toplumsal hadiselerde sol gorusten insanlarin yaninda on saflarda yer almasini sagladi. Gectigimiz hafta anayasamizda laikligin yer almamasi gerektigini beyan eden Meclis Baskani Ismail Kahraman ve onun yol arkadasi milli gorusculerin uzerine saldirdigi sol azinlik icindeydi. Neden cikmisti hadise? ABD deniz kuvvetlerine bagli 6. filo Istanbul Bogazina demirlemisti. Bu kimilerine gore Adnan Menderes yonetimi ve Marshall yardimlari ile baslayan Amerikan Mandaciliginin ulastigi uc nokta idi. Sol gorusten gruplar, dernekler ve partiler antiemperyalist bir yol izleyerek 2 yil boyunca farkli yollardan protesto ettiler, halkin geri kalaninda da bilinc uyandirmaya calistilar. Milli goruscu, gunumuz `Ilimli Islamcilari` baska bir deyisle `Kapitalist Muslumanlar`i ise 6. filoya karsi cikan butun solculari kafir ilan edip intikam almaya and icti. Bunun orgutlenmesini Islamci Bugun gazetesi vesilesiyle ve Camii hutbeleri ile gerceklestirdikten sonra kayip bilancosunu verecegim `Kanli Pazar`i gerceklestirdiler. 

KANLI PAZAR

Neden sol goruslu yurttaslar 2 yil boyunca, agirlikli olarak Beyoglu ve civari eglence merkezlerinde gordukleri ABD li askerlere karsi yipratma amacli eylemler yapmis ( uniformalari uzerine boya atmak gayet insancil ve makul olmus misal), ayrica toplu yuruyusler vesilesiyle emperyalizm konusunda ulkenin sessiz cogunlugunu bilgilendirmeye ya da hareketlendirmeye calismislardir? ABD`ye tepkililerdi, nedenleri de coktu: Kibris konusundaki tutumlari, Sovyetler bahanesiyle emperyalist hegamonyalari, Vietnam Savasi, somurgecilik vb bircok sebep. Burada ilginc olan nokta Islamcilarin kafir diye saldirdigi solcu kitle, Arap-Israil savasinda da Israil`e verilen destek sebebiyle Amerikan Yonetimine tepkisini gosteriyordu. Hani son yillarda Israil`e buyuk tepki olarak Coca Cola yerine Kola Turka icen kitle, bu noktada tarafsiz kalamayarak `yuh be kardesim!` derim. 

Kanli Pazar, 1969 yilinin Subat ayi 3. pazar gunu son Cuma hutbesi ve yeralti orgutlenmeleriyle `kafir` oldurmeye and icmis, 6. filoya 2 yildir yapilmakta olanlardan rahatsiz Islamci kitle ile sol goruslu gruplar arasinda cikan catismadir. 2 sol goruslu gencin oldurulmesi ve her iki taraftan toplam 200`den fazla kisinin yaralanmasiyla son bulur. Catismaya katilan taraflardan cogunlukla sol goruslu olanlar iceri alinir. Devlet `taraf`degildir, taraf `sol` oldukca. Nihayetinde antiemperyalist tepki kendi vatandaslarinin tepkisiyle son bulur. Geriye  kanli pazara ait meydan kavgasi goruntuleri ile Amerikali askerlerin Istanbul`da ki bar ve pavyonlardaki eglence goruntuleri kalir. Hatta genelevlerin onlar icin boyatildigi ve hic olmadigi kadar temiz tutuldugu soylenir.


Velhasil Fikri Sonmez icin 70`li yillar, artik ustalik mertebesine geldigi gecim kaynagi olan terzilik ve tutkuyla bagli oldugu ideolojisi arasinda git-gellerle gecer. Bu arada halihazirda henuz yas 18 iken evlenmis ve bir oglan babasi olmustur. Aslinda O`nun hikayesinin en can alici noktasi Belediye Baskanligi donemidir. Cunku bu ulke O`nun kadar ideolojisine bagli, antiemperyalist ve sahip olduklarini feda etmeye hazir aktivistler gormustu ancak fiilen bu ideolojinin yerel yonetimde nasil sonuclar verebilecegini kisa sureli de olsa Fikri Sonmez vesilesiyle tecrube etmis oldu.


Fatsa Belediye Baskanligi

78 yilinda zaten yatalak olarak odasindan idame ettirdigi gorevi sirasinda vefat eden CHP`li Baskan`dan sonra 79 secimlerinde % 65 gibi ezici bir cogunlukla dogdugu topraklar olan Ordu`nun Fatsa ilcesine Belediye Baskani olarak secildi.

Bu Ordu ili icin ilk sosyalist baskan demekti. Gerci sadece 8 ay surdu ve Temmuz 1980`de yonetimine bizzat Kenan Evren`in dahil oldugu bir askeri operasyon vesilesiyle koltugunu terketmek durumunda kaldi. Aslinda bu tasvir tam olarak gercegi anlatmaya yetmedi, Devlet Guvenlik Mahkemesi`ne cikartilarak alalacele kapali cezaevine konuldu. Bir daha da canli olarak cikamadi. Demir parmakliklar ardindaki 5. yilinda, aile ve yurt hasretine mi yoksa yapilan haksizliklara ya da daha otesi maruz kalinan iskencelere mi bilinmez, kalbine yorgun dustu, 47. yasinda kalp krizinden kaybettik, tarih 4.Mayis.1985. 

Peki 80 darbesi sonrasi, sadece kucuk bir ilcenin belediye baskani iken devletin basindaki Ordu Komutanini bu kadar kizdiricak n`apmis olabilirdi? Bunu Kenan Evren`den dinlersek soyle soylemekte:`Orada Terzi Fikri diye biri cikmis. Devlet benim diyor. Komite kurmus.Fatsa`yi o komite yonetiyor. Ne yapilip, yapilmayacaginin kararini halk veriyor. Veya halk adina o komite. Yani karari devlet vermiyor. Devlet otoritesi sifir. Devletin kanunlari Fatsa`da islemiyor.`

Bu noktada Fikri Sonmez`in kurdugu komitelerden bahsedelim. Bugun ornekler arasinda en saglikli isleyen model olarak gorulen Iskandinav Demokrasi`sinin kabul ettigi prensipler uzerinden gitmis, ilcesini bolgelere ayirip her bolge icin halk katiliminin oldugu komiteler kurmustur. Boylelikle alinacak kararlari halk tabanina yaymis, onlarin istiraki ve kararlara katikilariyla kendi ilcelerinin daha yasanilasi bir yer haline gelebilmesinin onunu acmistir. Iskandinavlar da gercek demokratik isleyisin ancak ve ancak, ulkeyi yoneten birkac yuz parlamenterin oldugu parlamentoda degil, tabana yayilmis, her kesimden halkin hem kararlara katilabildigi hem de hesap sorabildigi kucuk yerel yonetimler vesilesiyle mumkun olabilecegini savunur.

Fikri Sonmez, Fatsa`yi cografi ozelliklerine gore Fatsa`yi 11 bolgeye ayirir ve herbirinde halk katilimli komiteler olusturulur. Devletten sadece ilk secildiklerinde bir butce alirlar, bununla da sehrin tum yol ve cop sorunu ilk 2 hafta icinde cozulur. Sehrin diger bir buyuk sorunu, 70`li yillarin genel memleket sorunudur, yokluk ve karaborsacilar. Bu noktada silahli solcularin tehditli yola getirisleri mi yoksa karaborsacilarin bir anda insan vasfi kazanmalari bilinmez ancak findik uzerindeki karaborsa oyunlari bitirilir, uretici ustundeki kambur kalkar.

Yaptigi calismalara sehre giris cikislardaki sikintilar ve sadece 2 dar yol olmasi sebebiyle bu yonde devam eder. Tapu sahiplerini(yine ne sekilde ikna edildikleriyle ilgili supheler vardir velhasil sehirde sol orgute karsi saygiyla karisik korku hissiyati da mevcut) ikna eder ve sehre giris cikislarda ki yol alternatifini 5`e cikartir. Belediye calisanlarinin aylardir yatmayan maaslarini da o ilk gelen toplu butceden karsilar ve de kimse isten cikarilmaz.

Aslinda 8 ayda bu kadar cok sey yapabilmesi, bugun ki konjukturde bizleri hayrete dusurebilir, hele ki merkez yonetimden butce konusunda destek alamamasina ragmen. Tabi ki kararlari halkin aldigi, yonetilenin yonetime katildigi demokratik ortam, ulkeyi yoneten az sayidaki yoneticiden olusan kadroyu rahatsiz etti ve darbe gerceklesti. Sadece Fikri Sonmez iceri alinmadi, beraberinde 400 kisi daha iceri alindi. Hem de asker ve polisle gelen maskeli fasist munzevirlerin bir parmak isaretiyle gosterdigi herkesin hayati karartildi, `neden`siz ya da `ama`siz. Evren tarafindan yapilan operasyon oncesinde donemin Basbakani Suleyman Demirel ise `Corum`u birakin asil Fatsa`yi bakin diyerek o da aslinda maskeli munzevirler gibi parmagiyla isaret etmisti orduya Fatsa`yi. Asil Corum`u birakin dedigi cografyada ne mi olmustu? Alevi halka karsi etnik temizlik harekati `halk tabanli`. 58 alevi vatandas oldurulmus, yuzlercesi yaralanmis, binlercesi ise evlerini, ait olduklari topraklari birakarak sehri terketmek zorunda kalmislardi. Peki Fatsa`da n`olmustu da insanlarin canlarini kaybettikleri bir katliamdan gozumuzu kucuk bir ilceye cevirmek zorunda kalmistik? Iste burada cevabi okuyucuya birakiyorum. Bu arada ona `Terzi Fikri` sifatini donemin Tercuman Gazetesi takmisti. Bugunun havuz medyasindan farksizdi, amaci asagilamakti. tabiki Fikri Sonmez bunu bir iltifat olarak aldi, kendisine bugune kadar ekmek yediren meslegiyle gurur duyuyordu.



Neticede halkini seven, kendi ideolojisi dahilinde adil ve ozgurlukcu bir yonetim gostererek kucuk bir devrim yaratan bu adam, kalp krizinden mi oldu yoksa iskencede mi olduruldu bunu bilemeyiz cunku otoriteler otopsi yapilmamasini buyurmuslar. Oglu Naci Sonmez 2015 secimlerinde HDP`den milletvekili adayi oldu. Ailesi 2010 yilinda Kenan Evren aleyhine dava acti, neticelenmeden 98 yasinda hayatini kaybetti. Evren, Marmaris`in en guzel koylarinda hobileriyle ugrasarak cok guzel bir hayat yasadi. Geride bircok can kaybi ve travmatik anilarla dolu omur birakarak. Bu dunyada adalet var midir? Hayir, peki Fikri Sonmez gibi idealleri icin canlarini ortaya koyanlar hata mi ediyorlar? Benim hala cevap verebildigim bir soru degil.

Finali en azindan yureklere bir miktar su serpmek icin dansozlerle fotografini yayinladigim Amerikan Denizcilerinin sol gruplar tarafindan Bogaz`a dokuldugu fotograflarla yapmak istiyorum.