22 Şubat 2018 Perşembe

Seyahatname I - Roma -

Bu yazı serisi sadece gördüğüm yerlerin görsel zenginliği ya da hediyelik esya dükkanlarındaki magnetlerin fiyatları ile ilgili olmayacak. O coğrafyanın tarihindeki ilgimi ceken hikayeleri de araya katarak harmanlayacağım.

Tarihin kendi adıma en ilgi çekici periyodu olan Roma İmparatorlugu Dönemi, ozellikle MÖ 65'te baslayıp 4.yüzyıla kadar giden kısım, o gunku bilinen dünya haritasına şekil veren dönemdir. Yıkıldıktan sonraki bin yılın, yani rönesansa kadar ki periyodun "karanlık çağ" olarak adlandırılması zaten imparatorluğun hikayesini kendi başına ilginç kılıyor. Yokluklarında Avrupa din savaşları, salgın hastalık(veba), arap istilası ve kıtlık gibi sorunlarla bogusur, büyük kitlesel ölümler gerçekleşir. 

Roma'da birkac yıl öncesine kadar Kolezyum'un ortasındaki yeraltı kısmına (hypogeum) turistlerin girmesine izin veriliyordu ancak yıldan yıla anı olarak parçalar alınması vesilesiyle erozyona ugrayınca özel izne tabi oldu. Sadece on yılda inşaa edilmesine rağmen bin dokuz yüz elli yıldır ayakta kalmayı başarabilen Kolezyum'un da tükenişini görmek belki bizim nesile düşer. Nasıl ki 7000 yıllık Avustralya'da ki mercan kayalıkların resmi ölüm haberini almak bize düştüyse. İlgilisine ek bilgi, Çin Seddi ile ilgi yanlış bir şehir efsanesi vardır Gezegen'e dışardan bakılırken görülebildiğine dair, işte bu Avustralya Mercan Kayalıkları için gecerlidir.


1747 yılında Panini tarafından yapılan "View of Colosseum", Kolezyum temalı tablolar içinde en çok beğendiğimi paylaşmak istedim.

Roma sokaklarında kaybolmak bende ziyadesiyle zaman tüneli etkisi yarattı demek isterdim ancak bu kadar turist yoğun şehirlerde hayal gücünüz bile sizi o tünele sokmaya yeterli olmuyor. İspanyol merdivenleri, Pantheon, Navona Meydanı(Piazza Navona), Dilek Çeşmesi( Trevi Fountain -zaten Türkçesini yazarken ihanet ediyor gibi hissettim) ve Sant'Angelo Kalesi(burası kesin görülmeli, kendisi ve surlarından şehir ve kanal manzarasının albenisi çok yüksek) oncelikli gorulmesi gerekli yerler, zaten rastgele secilmis bir forum ya da seyahat sitesi de bunlari onericektir size.

Cebimde biriktirdiğim çok fazla hikayesi var Roma`nin. Ancak yine kolezyum üzerinden gidersek, henüz Semavi dinlerden Jerusalem (Kudüs) menşeili Hristiyanlik ( buyuk olcude guncelleme inmis Musevilik oldugu kanisindayim, farkli surum) yeni taraftar toplama dönemindeyken, Roma`nin ilk imparatoru, Agustos ayına adını vermiş olan Augustus ya da eşinin soyundan gelenler tarafından yönetilmekteydi. Elde güçlü tek tanrılı din yerine pagan kültürüne dayalı çok tanrılı din olduğu için Roma İmparatorları, Kolezyum'daki oyunları halkın "birikmiş isyanını" başlamadan bastırmak için sakinlestirici olarak kullanır, kozları farklıdır. İşte bu imparatorlardan biri olan Neron`un validesi Agripinna, iki önceki İmparator Caligula'nın kız kardeşi, evvel ki İmparator Claudius'un ise eşidir. Bu evlilik , ideal kategorisinde olması zor olanlardan zira Agripinna, çok genç olmasına rağmen oğlu Neron'un imparator olabilmesi için eşi Claudius'u zehirlediği genel kabul gören senaryo. Belki o dönem ki ortalama yaşam süresinin çok üzerinde bir yaşta olan Claudius'un(63) doğal ölümünü beklenebilirdi ancak O'nun ilk evliliğinden olan biyolojik oğlu Britannucus'un bizzat taht için hazırlanıyor oluşu onu bir Lannister kadını(https://tinyurl.com/yao6yaqa) gibi davranmaya itmiştir. Hanedan soyundan gelen güçlü, ihtiraslı bir kadının neler yapabileceğinin örneğidir Agripinna, emeline MS 54'te ulaşır, imparatorla biyolojik bağı olmayan Nero'yu(17) tahta oturtur.


Agripinna'nın oglu İmparator Neron'a tac takarken ki anını bizler için iki bin yıl sonraya tasiyan heykeli Aydın Afrodisias Müze'sinde görebilirsiniz.

Genç yaşta arkasında güçlü bir anne, yanında büyük bir akıl hocası Seneca'yı(tarihçi/filozof) bulan Neron'un döneminin ilk yılları toplum açısından huzurlu, imparatorluk açısından verimli geçer. Ancak ardından beklendik son gelir, Neron güçlenir, kendi ayakları üstünde durmaya başlar, kendisine her konuda komut veren validesi fazlalık olmaya başlar. Burada aralarinin acilmasina yol acan bir bosanma hikayesi de vardi esasinda. Neron, Britannicus`un kiz kardesi ile evlidir, yani Kutsal Claudius ile kan bagi olan gelinden bosanilmasi, tahttaki akimiyetlerini sarsacaktir. Ustelik Neron, hemen sonrasinda kendisinden 6 yas buyuk, kotu bir nami olan bir es secmistir kendisine. Bunun yaninda Agripinna için artık söz sahibi olamamak kabul edilebilicek bir durum değildir. Tarihçi Tacitus bu dönemde Agripinna'nın desteğini daha genc ve biyolojik veliaht Britannucus'a yönelttiğini yazar. Tabi ki bu O'nun için "dönülmez akşamın ufku" olucaktır. 

Bir akşam yemeğinde, kalabalık bir sofrada, Brittanicus zehirlenir, yere devrilir. İçiceğinin fazla sıcak olduğunu söylemiş, serinletilmesi için mutfağa geri göndermiştir, geriye zehirli döner. Rivayet odur ki Neron herkese yemeğe devam etmelerini söyler, zaten üvey kardeşinin midesinden ciddi rahatsızlığı olduğundan dert yanar ziyafetin devamında. Ancak veliahtın ölümü Neron için yeterli olmamıştır, perde arkasındaki annesini ortadan kaldirmasi gerekmektedir. O`nun bindiği gemiyi sabote eder ve batırır, eski toprak Agripinna kurtulur. Roma'nın dışındaki evlerinden birine sığınır. Hemen lobiye başlar ancak sağ olduğu haberi Neron'a ulaşır. Özel timini yollar,  yatağında öz annesini, Agripinna'yı öldürtür. 


Agripinna'nın hikayesi kendisinden 1650 yıl sonra yaşayan Alman Kompozitör Handel tarafından 1710 senesinde operalaştırılır. Kesin olan böyle bir hikayenin her sanat dalına ilham olabileceği


Konunun başına dönersek, ilk yönetim yılları gibi başarılı olmayan bu periyodda Neron, halihazırda güç zehirlenmesi yaşamaktaydı, akıl danışmanlarını da pasifize etmişti. Britanya ve Yahudi Devleti isyanları, Roma içinde Agripinna suikastleri ve kötüleşen ekonomiyle beraber Neron'u sıkıştırıyordu. Hükümdarlığının ömrünü uzatansa halka kan kokusu vermek oldu, uzun suren Kolezyum Oyunları vesilesiyle nefes alabildi ancak veklenen son geldiğinde, henüz otuz yaşında iken güçlenen parlamentonun idam tehdidi altında zorunlu olarak intihar etti. Ordunun da desteğini kaybetmiş hükümdar tahtta daha fazla kalamazdı. Üstelik yine yanliş bilinen bir şehir efsanesi olarak Roma'yı yakmamış olsa dahi. En fazla etkisi, o sırada şehrin dışında yazlık evinde olduğu için büyük müdahelenin geç yapılmasına vesile olması olabilir. 

Roma'ya giderseniz mutlaka espressonuzu içerken tramisu yiyin kaşifliğini geçtim, merkezini bu şehir yapan imparatorluğun inşaa ettiği yollar ve kanallarla ilgili harita bile görkemini tek başına anlatmaya yeterli. MS 125'e ait harita


Şehri keşfederken tarihi ve sanatı hakkında fikir ve bilgi sahibi olmak tadından yenmez bir hissiyat. Asyalı turist misali neon ışıklı tabelalara ve her çeşme başına kadar fotoğraf çekmek yerine şehirin gerçekten içine girmenin tek yolu. Roma ile aklımda kalan bir diğer enstantane, sokak müzisyenleri. Herbirinin şapkasına penileri(madeni euro paraları) bırakıp yanlarından ayrılırken bana hata yapıyormusum da pişman olucakmışım hissiyatı veren isimsiz Vivaldi'ler, Verdi'ler, Bocelli'ler. 


Yazının son kıtasında Karacaoğlan kendini gösterir. Fotograf SantAngelo kalesinin surlarında çekilmişti. Şehir merkezinde, hemen kanalın yanında bitmiş bir kale. Roma okumaya devam edicem, beni bu zamandan soyutlucak ya da kendi zamanının ötesine götürücek duymadığım çok hikayesi olduğuna eminim. 

Not: Sonraki yazım Belçika tuzerine olucak. Waterloo'ya istinaden belli bir dozajda Napeleon da içericek, şimdilik bu kadar.