6 Şubat 2012 Pazartesi

Klasik

zevkler de tartısılır renkler de,hatta önce bunların tartısılabilecegi tartısılır ama yersiz,bosuna zevksiz insan diye bi olgu yok

herkes de muzik konusunda kibirlidir,kendisi gurmedir,baskası onun dinlediklerini begenmiyorsa zevksizdir,bence de öyle,grunge dinlemeyip bokkafalı ergen gibi metal dinleyen ya da klasik muziğe bayık diyen adam zevksizdir,bunun tartısmasını da yapmam,ama konuyu kendi yerimde acarım

-müzik dinlemeyi severim- diyen adam nasıl işin en saf,en ham,en katıksız doğal öz halini sevmez,klasik müzigi o saf muzigin uzerine sabun sozler yazmayıp melodinin size hissettirdikleri konusunda ozgurce hissedebilme ya da  istediginizi dusunebilme hatta sozleri koyma luksu verir(ki diger turlerde bugune kadar hep aynı sözlrin cumle icinde yer degiştirmiş farklı kombinasyon  hallerini getiriyolar onumuze)

mesela bach efendi St Matthew Passion'ın bu final kısmında baya iyimserlikle karamsarlık arasında gidip gelen ruh halini gizemli kıvamda sunmus,gercekten bunu izlerken sag alt kosedeki zaman göstergesine takılıp ne kadar kaldıgını dusunmeden kendini kaptırabiliyorsan aslında yer ve zmandan kısa da olsa soyutlanabildigini görebilirsin,ya da bunların hepsi deli zırvası

yine misal bernstein'ın candide overture'u,hem yazıp hem yonetmiş kendileri tarantino kıvamında,bu sefer ki opera git gelli degil daha az sofistike,midede kırlangac ucurtabilecek derecede iyimserlik aşılayan türden,dinleyip"ya abi koy gitsin herseyin bakılır bi hal caresine" dedirtebilecek turden etkisi sadece 15 dk sursede,ki bernstein da bu iyimserliği voltaire'in candide'dinden almakta,18 .yy a ait bu kitap 20.yy da bi bestekar tarafından sözlerden melodiye dondurulerek baska turlu hayat buluyor keza voltaire aydınlanma dönemi iyimserlik akımı öncülerinden,ve bi sekilde 18.yy da yazılmıs satırlar 2012 de odamda bana pozitif hissettiren melodiler olarak ulasıyor,zaten hikayesi olan şeyleri hep sevmişimdir...


hemen üstteki beyfendinin adı philippe jaroussky,kendisi bi çellistken kesfedilip gunumuzun en önde giden arkasına bakmayan kontratenoru yapılmıs,kontratenor dedigimiz kişi bildigimiz tok sesli tenorların aksine halk dilinde "karı gibi sesi var" tadında sanat icra eden kişilere verilen sıfat,iş sanatta da kendisini dinleme şamsım oldu bundan sonra muzik yapmayı bırakana kadar kendisinin takipcisiyim,yukarıda verdigim linkse jaroussky'nin seslendirdigi bir J.F.Handel operasına ait;ombra mai fu,en sevdiklerim icinden en sevdiklerimden
yarattığı hissiyat o kadar komplike ki yukarıdakiler gibi satıra dokmek anlamsız,ama yukarıdakileri dinlemek kastıysa hic zorlamayın bunu da gecin keza resimli kitap bakarken yazıları atlamak burda da videolar gecmek benden sogumanıza mani olucaktır
handel dedimiz insan,barok dönemi dedimiz topraktan her turlu dehayı fıskırtan benim favori dönemimin(keza şatafatı sebebiyle tum ortacag avrupasının sanırım)en favori dahisi,yani bach efendiye haksızlık etmek istemezdim ama handel hep bi adım önde benim icin
keza o dönem de öleymiş,birbirine 80 km komsu iki alman kasabasında(Hale ve Wechmar) aynı yıl içinde hem de 25 gün arayla doğmuslar,o kasabaların o donem topragından havasında ne var bilmiyorum ama bu ikilinin yolları bicok kesişmiştir,aralarındaki en buyuk fark biri cok luks bi hayat yasarken digeri daha lokal ve zor kosullarda(bach) hayatını surdurmustur,handel krallara yalakalık kapsamında italya, iskandinav ve nihai olarak ingiltere kralına hitaben beste yaparken (asıl ana menü klasiklerinin yanında arasıcak olarak)bach sadece kendi hayal gucune ve biraz da dini inancına göre (agnus dei-tanrı kuzusu-kuzu isayı temsil eden ögelerden biri) besteler yapmıstır,neyse konuyu uzatıp sizi baymadan final kısmını gecelim,pardon önce sunun da altını ciziyim;handel bach hayranı degildi ancak bach bir handel hayranıydı o dönem ve yıllar sonra handel san sohret icinde dogdugu topraklara kısa sureli donusunde bach onu ziyaret etmek istemis ama handel butun gotlekligiyle reddetmiştir,neyse hikaye basladıgı gibi ortak biter,ikisi de katarakta baglı körlük yasarlar,zaten kör ya da sagır olmadan ölebilen bi vivaldi vardı sanırım,herneyse ikisini de katarakt ameliyatı yapan doktor bile aynıdır hem de narkozsuz
sonuc;gariban bach ameliyatta kirli aletler kullanıdlgı icin kan zehirlenmesinden ölmüştür
handelsa zengin oldugu icin daha hassas davranılmıs ama kataraktın korluge donmesinin önüne geçilememiştir,takriben son 8 yılını kör gecirip o da yukarıdaki orkestraya katılmıstır,halen de handel'ın bach a nazaran daha görkemli bi mezarı bulunmaktadır

muzik kafasından cıkıp tarihe bagladım ama dedigim gibi hikayesi olan seyler bana daha cok hitap ediyor,simdi dinledimi 10 yıl sonra da dinleyebiliyim istiyorum

bu konuda arşivimden faydalanmak isteyenlere kapım açık,tek takipcim var neyin cakası satıyorum ki aslında onun bile okudugundan emin degilken,kendin pişir kendin ye kıvamı blogum ama su bi gercekki bilgilerimi buraya akıtmak zihinsel rahatlama yaratıyor bende,olur da okursanız yorum atını ben de biliyim nerelerde batırdıgımı

simdilik bu kadar,haftasonu milanoya gidiyorum la scala operasını gezicem verdi'nin heykelini göricem,baska görseller ekleyip burda kelimelere dökmeye çalısırım

ciao ciao ...

22 Ocak 2012 Pazar

sıradan bi pazar güncesi

belki de son yılımız olan ikibinokideki ilk yazım millet,parmaklarım kireçlenmiş yine bi ay olmus son yazımdan sonra

son zamanlarda geçirdiğim en keyifli haftasonunun sabahına yazı yazma iştahım geldi,unutulmamış birer birer eski dostlarımla bi araya geldik,evveliyatımız 13 yıla dayanıyor ama dordumuzun aynı karede yer alamayışının üstünden neredeyse 9 sene geçmiş,arada ikişerli görüşmeler olduysa da bu farklı bişi

yazılarımı okuyan ya da beni tanıyan bilir es dost mevzularında hassasımdır,ufak hayalkırıklıkları kartopundan çığ etkisi yaratabilir ancak kazın diger ayagı hayalkırıklıgı yerini vefa ve samimiyete bırakıyorsa mantı lezizliğindedir sosu iyidir tereyağı boldur

iş konusunda gündemim daha belirsiz,motive ve iştahlımıyım,sonuna kadar,koşarak gittiğim bi ofisim,baya severek yaptığım bi işim,tatminkar seviyede bana verilen sorumluluklar var ve hepsinden onemlisi aynı odayı 10 saatten haftada 50 ayda 200 saat paylastıgım 5 kişilik ekip de aile gibi,finans sektorunde denk gelmesi zor bi ambianstır bu,bu yaşa kadar girip çıktığı bi kac plaza içi finansal yaşam formlarından ve gözlemlerinden hatta duyumlarından aldığım itibariyle,birinin derdi herkesin derdi olmakta

işte bu noktada tek can sıkıcı şey,ki gerçekleşirse aslında beni baya bi mutlu etcek ve içimdeki "idil" hasretini dindiricek olan,bu ofisi bırakıp gidip dubai ellerdeki bankamın hazinesinde görev alma çalışmalarım,yani burda tatmin seviyem yuksek olsa da dubaide yasayıp çalışmak durumunda olan ve son 5 ayda 5 kere gördüğüm bi yare sahibim,adı idil,başta onu gönderirken bi yıl sonra onun dönmesi istanbula şeklinde konuşmuştuk ancak şimdi dubaideki tamamen maddesel şartları ögrendigimizde her ne kadar suni ve sıcak olsada dubaiye benim gitmem ve bi sure orada ikamet konusunda fikir birligi yaptık,bu da buradaki ofisi daha da önemlisi ekibi bırakmam demek,aslında bu aynı bankada kalarak dubai ye transfer olmam durumunda cok da kotu olmayabilir,donuste(1-2 yıl) kapıların yine bana acık olucagına eminim ancak oradaki merkez bana boyle bir fırsat sunmaz ise alternatiflere bakmak zorunda kalıcamki bu baya bi ayrılık demek herne kadar idil yarimle kavusmak anlamına gelse ve önceligim olsada

tabi işin maddi boyutu var,hepimizi yılsonuna dogru iyice artan oranda maaştan vergi kesintilerine bogulduk, hem işverenden bizi çalıştırdıgı için aldıgı vergi,hem de bizden işveren altında çalıstıgımız vergi,brezilya dizilerinde hem evin beyi hem evin bahcıvanıyla kırıstıran evin hafif meşrep kızından halliceli hareketler bence,işte dubaide bu vergi yok,brut/net maaş ayrımı yok haliye,neyse onu alıyorsunuz,ustelik maas ortalamaları buranın 1.5-2 katından başlıyor,sonucta lukse bi yatkınlıgım yok,olmıcak da,ama biraz pahalı hayallerim var,kimisi vardır dogup buyudugu semtten ya da sehirden bile cıkmak istemez,kendini güvende ve huzurda hissetmesi onceligidir,kimi de benim gibi aynı yerde saymanın vakit kaybı olucagını ve varın yoğun bunu kırmaya harcanabilecegini dusunuyodur,

amma velakin bunu gerceklestirmek adına aileden gelen pek bi somut destek olmadıgından kendi imkanları yaratmak icin bekledim bu vakte kadar,daha dogrusu zorunda kaldım,ama simdi olustu,bu zamana kadar yaptıgım bi kac buyuk ama az sayıda kesfi gecersek bu yıl itibariyle keşiflerime baslıyorum,burada da her gittigim yer,her begendigim yemek,her bayıldıgım manzara ve her lokal hikayeden bi parca bulucaksınız,aslında buna iki defa ziyaret ettiğim dubaiyle de başlayabilirim ama dedigim gibi cok sempati duydugum ya da beni yazmaya sevketcek bi yer degil ondandır ötelemem

şimdilik bu pazar karalıcaklarım bu akdar,daha aktif kullanmak istiyorum burayı onun icin ısınmak adına hayatımda anabaşlıkları kaleme alarak kiri pası attım,

takipçi sayımdaki sabitlik hala umutlarımı kırmıyor,iyi pazarlar...